10 Kasım 2012 Cumartesi

Allah anıldığı zaman

Gerçek mü'minler o kişilerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri titrer.

Allah'ın âyetleri okunduğunda bu âyetler onların imanlarını pekiştirir de 
sadece Rab'lerine güvenip dayanırlar.        

Enfâl sûresi (8), 2

Bütün bilimlerin özü

Bütün bilimlerin özü 
"Mahşer günü ben kimim, ne hale geleceğim" ilmini bilmektir.

Mesnevî III, 2654

9 Kasım 2012 Cuma

Allah seni toplasın!


Eskiler böyle dua ederlermiş hep… Ne güzel bir duadır bu ya Rabbi çağa karşı!
 Allah seni toplasın! Gözünü.. Kulağını.. Aklını.. Yüreğini.. Hayalini…
Toplasın ağyardan.. Sana "el" olan sınırlardan.. 'Allah seni toplasın.'
Toplanmazsan dağılacaksın çünkü… Dağılanca da dağıtacaksın!
 İşte toplumlardaki kargaşaların sebebi hep bu 'dağınıklık.'
Her parçamız bir yerdeyken ne kendimiziz ne de kendimizdeyiz.
Üstelik "biz"i bitirdiğimiz gibi 'gayrımızı' da bitirmekteyiz.. İşin esası Tevhid anlayana..
Topla bizi ya Rabbi!  
Elimizi, dilimizi, G/özümüzü, kulağımızı, aklımızı, hayalimizi,
topla yüreklerimizi ne olur...
Vakittir Dua olsun çağa karşı, hala diri kalan bir yürek yarımızdan. Amin! 

Ayşe Reşad

7 Kasım 2012 Çarşamba

Sen gel/Sen...

özlüyorum...
bilmediğim şehirleri.. ıslanmadığım yağmurları.. dinlemediğim ezanları..
seyretmediğim bulutları.. kokusunu almadığım toprağı...
aniden saplanıverse bir ağrı.. beynimi alt üst ediverse...
ta ayağımdan başıma kadar bir karıncalanma tutsa..
ellerim tir tir titrese.. yazamasam..
kırılsa kalem.. tükense kelam.. kapansa defter...
pencerelerim perdesiz kalsa... ürksem.. üşüsem.. yansam.. kavrulsam...
ışığım sönse, mumu eritse aydınlık..tutsa nefesini rüzgar..
kalsam odalarda..penceresiz.. kapısız.. yastıksız.. yorgansız...
içime dökülse alevler.. çığlıklarıma karışsa gözyaşlarım..
parmaklarımın arasında saklasam sancıyanlarımı...


sancılarımı.. sancılı yanlarımı... kafiyeler de tükense artık.. 

şiir bitse... mürekkep donsa... gökyüzü çökse üzerime...
ayaklarımın hiç gitmemecesine bastığı şu betonlar,
kurutsa elimi.. ebu Lehep gibi...
sonra.. ve sonra... ben her şeye bittiler söylerken..
ve dahi her kelimeye karanlık çökerken..
inşirahsız şu sadrıma satırlar dizerken...
Sen gelsen...
kapısız odama gözlerimden girSen...
önce yüzüme bir nur dokunsa.. sonra üflese İsrafil o sur'a...
kopsa kıyametim... dünya-ahiret yanılgım son bulsa...
nihayet işaretleyebilmiş olsam doğru şıkkı...
hak etmiş olsam ayakta bir alkışı...
geldin ya; öpücük kondursan alnıma..
bittiğim an olsa, yere doğru daha bir yaklaşsam..
dizlerimin bağı bir çözülüverse...
âh bir çözülse... ayetler gelip yerleşse sonra..
Senin dilinden bildiğim yegâne cümleler tıkanıp kalsa boğazıma...
"Mâ veddeake" desem... rabbuke'yi getiremesem...
Sen tamamlasan ayeti.. Mâ veddeake rabbuke ve mâ kalâ.
Rabbin terk de etmedi seni.. ne küstü ne de darıldı sana...
bir yazı bitimi gibi ne yapacağını bilemeyenin sözlerini;
armağanmış gibi sakla...
inşirah olmuş sadrında..
yalnızca tasdik bırak bana...

"amenna ve saddakna..."

Hümeyra Özdemir




Senai Demirci’ nin sesinden…

Sevdiklerinle imtihan edilirsin

...
İnsan, insana muhtaçtır. Paylaşmak, konuşmak, yardımlaşmak, dertleşmek için, herkes birini arar. Fakat zaman bana gösterdi ki, insanlar fânîdir ve gelir geçer. Hele de bencileyin ömrünüz uzun olursa eğer, nice sevdiklerinizin göçüp gittiğine şâhit olursunuz. Yaşanan bu ayrılıklarda gözler yaşarır, gönüller sızlar. Düşünün ki, Sevgili Peygamberimiz dahî, evlatlarının vefâtıyla hüzünlenmiştir. Fakat şunu söyleyen de O’dur: "İnsanlardan bir dost edinecek olsaydım, Ebu Bekir'i seçerdim." Bu söze dikkat etmek lâzım çocuğum. "İnsanlar arasındaki dostum, Ebu Bekir'dir." demiyor. "Dost edinecek olsaydım…" diyor. Demek ki çok özel, çok güzel yanları bile olsa, insana dayanıp kalmak doğru değil. Zira insan, zaaflarıyla var. Zayıf bir dala binen, ağaçtan tez düşer.

O hâlde, sev, yardımlaş, paylaş, selâmlaş, dertleş; ama dayanma!.. Dayanağın, Hak olsun. Dostun da… İşte o vakit, gelen de, giden de bir olur. Say ki, sen bir kıyısın, gelip gidenler dalga... Kimi okşar, kimi vurur, kimi değer geçer… Kimine mest olursun o dalgaların, kimine sinir… Kimi zoruna gider, kimi hoşuna… De ki: "Rabbim, şu deryanın sahibi sensin. O hâlde bana, mâhiyeti, şiddeti ve ziyareti ne şekilde olursa olsun, dalgalarını sevmeyi; fakat her birinin ne de gelip geçici olduğunu unutmamayı nasip et." Zira dalga bazen bir kişi, bazen bir olay olur da imtihan bâbından geliverir.

"İmtihan?"

"O, seni olgunlaştırmak için, Allâh'ın lûtfettiği bir ikramdır. Bazen rahatlık, şenlik, bolluk kisvesiyle; bazen de can sıkıntısı, zorluk, fakirlik kılığıyla geliverir. Kimi zaman dostlarla, kimi zaman düşmanlarla imtihan edilirsin. Bazen, kimsecikler olmaz da, kendi nefsinle boğuşursun. Zannetme ki imtihan olmak, hep boğuşmaktır. Hayır, bazen çok sever, sevdiklerinle imtihan edilirsin."

...

Neslihan Nur Türk

Mutluluk


Mutluluk, kazandıklarımızda, yahut kaybettiklerimizde değil, kendi içimizdedir.
Mesela, mutluluk, sıcak bir "merhaba" sesidir…
Mutluluk, bebeğimizin kokusu ya da çocuklarınızın tebessümüdür…
Mutluluk, gülümseyerek eve giren eşe "hoşgeldin sevgilim" demek ya da evdeki eşe getirilen gonca gülü öpüp sunmayı bilmektir…
Mutluluk, alınan her nefesin bir "ikram-ı İlâhî" olduğunu bilmek, bu anlamda hayatın güzelliklerini de görmeye çalışmaktır.
Mutluluk, tüm mevsimleri sundukları güzelliklerle birlikte algılayıp yaşamaktır…
Mutluluk, pencere kenarına serpiştirilen ekmek kırıntılarını yiyen güvercinleri seyretmektir…
Mutluluk, vecdle Allah (c.c)'a yönelip secde etmektir.
Mutluluk, her gülde "Muhammed (sav)'le buluşma" kokusunu hissetmektir.
Mutluluk, eldekini-avuçtakini fark etmek, kadr-u kıymet bilmek, olanı başkalarıyla da paylaşmaktır…
Mutluluk sadece engelli biriyle karşılaşıldığı zaman değil, kendi vücudundaki büyüleyiciliği her zaman fark etmektir…
Mutluluk, menfaatsiz ve hesapsız sevmektir…
Mutluluk, "Bana Allah (c.c) ve Rasulu yeter" diyerek Allah(c.c)'a teslim olabilmek, her şartta şükredebilmektir…
Mutluluk, güneşin ve yağmurun aynı derecede önemli olduğunu kavrayıp güneşe de, yağmura da sevinmektir…
Mutluluk, hayat karşısında her an taze heyecanlar duyabilmektir.
Liste daha da uzatılabilir... Sonuçta şunu demeye getiriyorum: 
Mutluluk; yabancısı olduğumuz, hiç tanışmadığımız bir duygu değil, belki yakından  tanıdığımızdan dolayı kanıksadığımız bir duygudur.
Önce elimizde var olan değer ve güzellikleri keşfedelim, onlara şükredelim, sonra da olmayana ulaşmak için çabalayalım. Ama bizi bütünüyle aşan "imkânsız"a doğru koşup kendimizi telef de etmeyelim. Bu bizi mutsuz eder. Zaten mutsuzluklarımızın çoğunun kaynağı, ihtiraslarımızla hasetlerimizdir. Hayatı kaba-saba yaşamak yerine, bir sanatkâr duyarlılığı içinde yaşamak, çözümsüz zannettiğimiz pek çok sorunu çözebilir?
Unutmayalım ki, hayat sanattır!
"Ey insanoğlu!.. Mutluluğu bulmak için gözünü boş yere başkasının ekmeğine, başkasının evine, başkasının başarısına, başkasının servetine, başkasının mutluluğuna dikme. Gözlerini kendi içine çevir, kendi içine bak: Başka yerlerde, başka şeylerde aradığın şey sende saklı."


Yavuz Bahadıroğlu

6 Kasım 2012 Salı

Bir anlık sohbet

Bir kimse, birisiyle bir an sohbette bulunsa,
Kıyamet günü, ona arkadaşlık hakkına riayet edip etmediği sorulacaktır.
İmam Gazali

Onu bir tek ben okurum

Birgün Hz. Mevlana hanımıyla kasabaya iner.
Hanımı öyle giyinir ki; Zerre kadar açık bir yeri yoktur.

Satıcının biri:
 - Hocam yazıktır, bu sıcakta sen ince giyinmişsin, 
zevcenin de heryerini kapatmışsın, günah değil mi? demiş.

Hz. Mevlana;
- Sana bir mektup gelse ve o mektubu herkes açıp okusa ne yaparsın?!

Satıcı:
- Tabi ki kızarım hocam, 

o benim özelim kimsenin okumasına müsade etmem.

Hz. Mevlana;
 - O da benim özelim onu bir tek ben okurum…

Sekiz şey

Hazreti Ebu Bekr-i Sıddık buyurdu ki; 
Sekiz şey, sekiz şeyin ziyneti, süsüdür:

1- İffet, fakirin süsüdür,
2- Şükür, zenginliğin süsüdür,
3- Sabır, belanın süsüdür,
4- Tevazu, asaletin süsüdür,
5- Hilm, ilmin süsüdür,
6- Çok ağlamak, Allah korkunun süsüdür,
7- Başa kakmamak, ihsanın süsüdür,
8- Huşu, namazın süsüdür.

Menakıb-ı Çihar, Yâr-i Güzin

4 Kasım 2012 Pazar

Söyleyeceği şeyi unutan...

Söyleyeceği şeyi unutan,
hatırlamak için bana salât-ü selam getirsin!
Hadis-i Şerif [İbni Sünni]

2 Kasım 2012 Cuma

Anladım ki!..


Anladım ki!..
Anladım ki, yaptığımız kötülüklerin cezası çok defa ömür boyu çekiliyor.
Anladım ki, helaller ve haramlar iç içe geçmiş. Böyle olunca insanlar helal hayatın tadını alamıyorlar. Harama da kolay kayıyorlar. Aynı mekân hem deccalın cenneti, hem mehdinin cehennemi olmuş…

Anladım ki, eğlenmek, çok gülmek, çok neşeli olmak şeytanın tuzağıdır.
Böyle başlanır, yavaş yavaş eğlenceler insanı yutuverir. O insan için artık nefsin istekleri önemlidir. Nefsin sözünü dinler. Allah’ın söylediklerine kulak vermez…

Anladım ki, cehenneme giden yol öyle süslenmiş ki aldanmamak çok zor. Şeytana uymamak insanın en büyük başarısıdır. Bu başarının karşılığı cennettir. Bu mükâfat veresiye olduğu için pek çok kimse bunu bırakıp peşin zevki tercih eder…

Anladım ki, bir yangın var. İçinde imanımız yanıyor. Her ne kadar biz o yangından kurtulsak da çok yakınlarımız o yangında yanıyor. İşte bunları bilmek büyük çileymiş…

Anladım ki, içinde bulunduğumuz hayat, insan yutan kumsallara benziyor. O kumsalda helalle haram uzun süre beraber yürümüyor. Biri gelirse, diğeri bırakıp gidiyor…

Anladım ki, nasıl yaşayacağımızı Ve’l Asr Suresi şöyle anlatıyor: “Asra yemin olsun ki insanlık hüsrandadır. Ancak iman edenler ve doğruları yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”
Yani insan zarardadır, zor durumdadır. Öyle zor durumdadır ki bu ayeti ağlayarak dinler amma doğruları yapmak nedir, Hakk’ı tavsiye etmek nedir, diye düşünmez.

Anladım ki, “İnanıyorum ama yapamıyorum.” diyenlerin iradesi zayıf. İradeyi kuvvetlendirmek için imanı kuvvetlendirmek gerekiyor. İnsan neye nasıl inanması gerektiğini aklından çıkarmamalı…

Anladım ki, insanın manevi makamı evliyalığa kadar yükselebilir, cennetin en yüksek noktasına ulaşabilir. Diğer tarafta da cehennemin dibine inmek var. Sanılmasın ki bu makamlar sadece ahirette. Dünyada da örnekleri çoktur…

Anladım ki, ne istediğimizi ve bunun ücretini düşünmek Müslüman’ın en büyük gayesi olmalı…

Anladım ki, “Şu an içinde bulunduğum durum cennete ulaşmama yardım eder mi?” sorusuna verdiğim cevabı Kur’an’ın mihengine vurmak, beni kurtarmaya yeter…

Anladım ki, Müslüman’ım demek bir iddiadır. Bu iddianın her hususta ispatı gerekiyor…

İsmail Hekimoğlu