25 Aralık 2012 Salı

Ne cevap vereceksin?


Ey Gönül! 
Doğumla nişanlandığın Hakikî Sevgili'ye (cc),
Şebi Arûz günü ölümle nikahlanıp kavuştuğunda 
ve sana nişan öncesi âlemi ervahta sorulan 

"Elestibirabbikum (Ben sizin Rabb'iniz değil miyim)?"

kûtsî sorusuna 

"Belâ (Evet)"

cevabınla nişanının bir nişânesi olarak takılan AŞK yüzüğüne 
sadık kalıp kalmadığını sorarlarsa ne cevap vereceksin?..

Güzel namaz kılabiliyor muyuz?


Hâtem-i Zâhid (k.s.) hazretleri Âsım İbn-i Yûsuf hazretlerinin yanına geldiğinde Âsım (k.s.) ona sordu:

- Ey Hâtem namaz kılmayı güzel becerebiliyor musun?
O da 'Evet' deyince, Âsım (k.s.):

- Peki, nasıl kılıyorsun? diye sordu. Hâtem-i Zâhid hazretleri başladı anlatmaya:

- Namaz vakti yaklaştığında abdestimi sünnet üzere tazeliyorum ve namaz kılacağım yere dikiliyorum. Tâ ki her uzvum yerleşiyor.

Sonra Kâbe'yi iki kaşımın arasında, Makâm-ı İbrahimi göğsümün hizasında, Allah Teâlâ'yı mekândan münezzeh (pâk ve uzak) olduğu halde başımda hâzır ve kalbimdeki her şeyi bilir halde görüyorum.

Sanki ayağım sırat köprüsünün üzerinde; cennet sağımda, cehennem solumda, ölüm meleğini de arkamda hissediyorum ve kılacağım namazın son namazım olduğunu düşünüyorum.

Sonra ihsan ile (Mevlâ'yı görür gibi) iftitah tekbirini tekbirini alıyorum, tefekkürle okuyorum, tevâzû ile rükûa eğiliyorum, tazarrû ile secdeye kapanıyorum. Sonra tamamıyla oturuyor, ümitle teşehhütte bulunuyor ve sünnet üzere selâm veriyorum.

Sonra da o namazı ihlâsa teslim ediyor, korkuyla ümit arasında kalkıyorum ve bu hâl üzere sabra devam ediyorum.

Bunu duyan Âsam hazretleri:
- Ey Hâtem!Senin namazın böylemi? diye sordu. O da:
- Evet otuz senedir böyle namaz kılıyorum! deyince Âsım hazretleri ağlayarak şunları söyledi:
- Ben daha bu zamana kadar hiç böyle bir namaz kılamadım!

23 Aralık 2012 Pazar

Arzuhal


Ömer KARAOĞLU'ndan 

Hediye verildiğinde

Size bir hediye verildiğinde, ona misliyle mukâbelede bulunun.
Eğer buna gücünüz yetmiyorsa,
onu karşılayacak derecede kendisine duâ edin.

Hadîs-i Şerîf [Buhari]

21 Aralık 2012 Cuma

Önce ona

Zaman zaman gönülden böyle sesler alıyorum:

Aç mısın?
Önce senden açını doyur;
O zaman lokman sana belki daha tatlı gelecektir.

Susuzsun.
Tasını önce dudakları seninkilerden fazla kurumuşa uzat;
O zaman bağrını belki zülâl serinletecektir.

Yorgun musun?
Mutlak senden yorgun bir baş vardır;
Yastığını evvela ona uzat,
dizinde ihtimal sen de daha ferahla dinlenirsin.

Üşüyorsun.
Örtünü teninden fazla ürpermiş bir tene sarabilirsen,
onun sıcaklığı omzunu ısıtmasa da ruhunu üşütmez...

Ruşen Eşref Günaydın

Evlat imtihanı

Evlat dediğin, peygamber ağlatmış bir imtihandır. 
Kimse basit görmesin, hafif geçirmeyi beklemesin.

Nureddin Yıldız

Öğretmenlere...


Almanya'da bir lise müdürü, her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlerine şu mektubu gönderirmiş:

Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. 

İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar.

Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur. Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın.

Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.

Allah'ım Sana iltica eden kullarından eyle bizi...

Allah'ım dara düştüğünde Seni hatırlayanlardan değil geniş vakitlerde Sana iltica eden kullarından eyle bizi…

Allah'ım dua ettiğinde duaya icabetin istenenin istendiği zaman olması gibi anlayıp, dua ettim neden olmadı diyenlerden değil, duasına anında cevap geldiğinde bile ürperip, acaba böyle isteyerek ahirete bir şey bırakmadım mı diye korkarak gözyaşı dökenlerden eyle bizi…

Allah'ım kısıtlı zamanlarda, kısıtlı mekanlarda, hayatın aralıklarında Seni ananlardan değil, her nefeste, her idrakte ubudiyet hisleriyle Senin kulun olduğunu bilip ruhta incelip inleyenlerden eyle bizi…

Allah'ım yaşamak için öylece yaşayıp, şuursuzca günü tüketenlerden değil, ancak Senin ismini, Senin dinini ruhlara ulaştırıp hissettirebildiği zamanlarda yaşadığını hisseden hasbi ruhlardan eyle bizi… 

Amin...

19 Aralık 2012 Çarşamba

Namaz, oruç ve sadaka

Namaz seni yolun yarısına ulaştırır, 
oruç da hükümdarın kapısına ulaştırır, 
sadaka ise, hükümdarın huzuruna çıkarır. 

Hz. Ömer

Dünya nedir, bilir misin?

"Dünya nedir, bilir misin? 

Kadın, çocuk, mal, makam, reislik, oyun, oyuncak, lüzumsuz işlerle uğraşmak..

Bütün bu sayılanlardan hangisi seni alıp Allah'tan
başka şeylerle oyalayıp perdelerse, o dünyaya dahildir."

İmamı Rabbani (k.s.)

17 Aralık 2012 Pazartesi

Kar taneleri ne güzel anlatıyor

Kar taneleri ne güzel anlatıyor,
birbirlerine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu.
Mevlana Celaleddin-i Rumi (k.s)

Seninle olduktan sonra...

Halden âlâ halsizliğim, sözden âlâ sessizliğim...
Ya Rabbi! Ben Seninle olduktan sonra;
Umurumda değil kimsesizliğim...

Hz. Mevlâna

16 Aralık 2012 Pazar

Allah'ın lütfû

Hiçbir şeyi ben yaptım deme!
Ele geçirdiğin tüm kaleler, kazandığın tüm başarılar,
Allah'ın bir lütfûdur..

Kânûnî Sultan Süleyman

Derdim, dermanım imiş

"Bir dertli kul idim derman arayan…"
diye söze başladı Beyazid-i Bestami:
Kalbime bir süvari gibi indim.
Bütün ellerimle Hakk'ın kapısını çaldım, belâ eliyle çalmadıkça kapı açılmadı.
Bütün dillerle izin istedim, hüzün diliyle istemedikçe izin verilmedi.
Bütün ayaklarla O’na giden yolda yürüdüm.
Yokluk ayağıyla yürüyemedikçe dergâhına varamadım…
Denildi ki, "Ey Bayezid! Nefsinden boş ol. Hiç ol da gel."
Yıllarca gayret ettim. Ve bir gün sükût edince baktım ve gördüm ki
derdim, dermanım imiş…
Şimdi sen başlangıç istiyorsan kalp süvarisi,
beden piyadesi ol da yola çık!

ALINTI

Sevmek ilgilenmektir, paylaşmaktır...

Büyük zatlardan biri, evinde otururken birden kapı çalınır. İnip bakar. Bir de ne görsün eski tanıdıklarından biri. Allah rızası için sadaka istemeye gelen bu eski dostu mahcup etmemek için kendisine görünmez. Hemen içeri koşup eline sandıktan ne geçerse hepsini getirip, kapı aralığından uzatır. Adam dua ederek gittikten sonra o zat hüngür hüngür ağlamaya başlar...
Hanımı, verdiklerin gözüne çok göründü, yaptığın cömertliğe pişman oldun da ondan dolayı mı ağlıyorsun? diye sorar.
Adam şöyle cevap verir: Hayır! Aklına gelen yanlış. Ben verdiğim para için değil, uzun zamandan beri görmediğim bir dostumun halini sorup araştırmadığım için, onu dilenmeye zorlanacak duruma getirişime ağlıyorum!..
Gelin büyük zata eşlik edip biz de ağlayalım! Teselli bekleyen komşumuza çare olamayışımıza, cevabını unuttuğumuz mektuplara, aramadığımız dostlarımıza, ziyaret etmediğimiz hastalara ağlayalım. Belki en kötüsü de, bu hissimizi yitirişimize ve sevmeyi unutuşumuza ağlayalım. Çoğu şeyin farkına varmadan yaşıyoruz. Sokakta telaşla ilerlerken hayattan ümidini yitirmiş birisi geçiverir yanımızdan. Alaca karanlıkta pazar artıklarını toplayan yoksulları görürüz. Çöp bidonunu karıştıran adamın parmakları yırtık pabucunun içinde donarken, basit bir boya kutusu ile yaşam savaşı veren minik bir çocuk görürüz.
İyilik yapmayı uzaklarda aramayalım. Aslında o yanıbaşımızda bizi beklemektedir. Öyle insanlar vardır ki, parasızlıktan veya maddi yetersizliklerden dolayı değil, sadece sevgi sözcüğüne hasret olarak ilgisizlikten ölür giderler. Bazen, kedinin ayak tıkırtısı veya rüzgarın sürüklediği kağıdın hışırtısı, ümit uyandırmak için insanın yerini alabiliyor...
Bir aile 'acaba hangi lokantaya gitsek?' diye düşünürken, yan komşusunun elektrik borcunu ödeyemediği için kullandığı mum devriliyor ve yangın çıkıyor. Yetimler akşama ne yiyecek?
İyilik, hayata anlam kazandırır.
İyilik öyle bir dildir ki hem dilsizler konuşabilir onunla,
hem de sağırlar işitir onu...
Hayat bir iyilik yarışıdır ve sevmektir.
Sevmek ise boş sözle olmaz.
Sevmek ilgilenmektir. Zaman ayırmaktır. Paylaşmaktır.

ALINTI

Nereye baksan hep o düşüş...

Yapraklar düşmede bilinmez nerden?
Gök kubbede uzak bahçeler bozulmuş sanki…
Yapraklar düşmede, gönülsüz! Ve geceler ağır!
Dünyamız kopmuş gibi yıldızlardan kaymada yalnızlığa…

Hepimiz düşmedeyiz, şu gördüğün el düşüyor!

Nereye baksan hep o düşüş…

Ama "Bir"i var ki bu düşenleri tutuyor, yumuşak ve sonsuz…

Rainer Maria Rilke

Yüktür sınanmamış dostluklar...

Durgundu kadının yüzü.
Dipsiz kuyular kadar durgun.
Soranlara "dostları sınamaktayım" diyordu.
Bunca sınav telaşında bir sınanmayan bırak dostluklar kalsın.
"Yüktür sınanmamış dostluklar" diyordu kadın.
Yük. Var sanırsın. Yokturlar...
Şehrin bütün sokaklarında girebileceğin kapılar vardır zannedersin. Yoktur. 
Senin kapının dışardan açılan mandalı varken
bilmezsin her kapının şifresi olduğunu.

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu

Allah’ım, talebim Sanadır ve Sendendir


Çok uzaklardayım fakat yakın olmak istiyorum,
Çok yabancıyım fakat aşina olmak istiyorum,
Çok cahilim fakat bilge olmak istiyorum,
Anlamazın biriyim hikmetlerini fakat anlayan olmak istiyorum.
Körüm gözümün görmediklerine, fakat gören olmak istiyorum,
Hücrelerimin bile boyun eğdiği bir manâdan uzağım fakat ulaşmak istiyorum,
Senin huzurundaki rahmetten bi haberim fakat farkında olmak istiyorum,
Beni sana yaklaştıracak yollar bazen karışıyor fakat ayırtetmek istiyorum.
Vefat ettiğimde, ömür bittiğinde, ödüllendirdiklerinden olmak istiyorum,
Bunun için dünyayı iyi yaşamak istiyorum fakat yaşayamıyorum,
yaşamak için gerekenleri bildir, sevdir, kolaylaştır
ve öne geçirdiklerinin en başında eyle.
Sen el açanları geri çevirmeyen makamsın,
sen kullarını herkesten çok tanıyıp seversin
ve onların bilmediğini bile bilirsin, istemeseler de veririsin,
İSTİYORUM, herkesle birlikte nasip et ey Sevgililer Sevgilisi…

Amin...

Kalbini niçin düzeltmiyorsun?

Sen insanların gözlerinin değdiği yerlerini düzeltiyor;
Fakat Allah'ın baktığı yer olan kalbini niçin düzeltmiyorsun?
Ey olgunluk yaşına gelmiş insan!
Ömrün nihayete doğru yaklaşmakta.
Öyleyse eksiklerini telafi et, tamamla.
Bak saçın, sakalın ağardı;
Beyaz renk kir götürmez.

İbn Ataullah el-İskenderi

O'nunla baş başa

Şeyh Sadi Şirâzî şöyle der:

Eğer ikide bir gönlün başka yerlere gidiyorsa,
yalnızlıkta bile huzur bulamazsın.

Allah'ın dışındaki şeylerin sevgisini gönlünden çıkardınsa,
dünya işleriyle uğraşırken bile O'nunla baş başa sayılırsın.

15 Aralık 2012 Cumartesi

Duâya dair

De ki; Eğer duanız olmasa Rabbim katında ne ehemmiyetiniz var?
Furkan Suresi, 37

Dua etmek hayat treninizi makas değiştirmeye hazırlamaktır.
Yolunuzu değiştirmek istiyorsanız üstünkörü bir isteğe değil,
yüksek bir içtenliğe ihtiyacınız var.
Kalbinizi deprem gibi sarsan bir duanız varsa hayatınızın akışı değişir.
Muhammed Bozdağ

Dua, sema ile arz arasında durur. 
Rasulullah’a salâvat getirilmedikçe,­
Allah’a yükselmez.
Tirmizî, Vitr, 21

Dua ibadetin tâ kendisidir.
Hadis-i Şerif, Ebû Davud

Duâ bir ibadetse,
Duâ etmek için bahane aramak lazım...
Ayşenur Vural

Duâ cevapsız kalmaz...
Belki ben, duânında bir dili olabileceğini düşünmedim..
İstedin mi bir kere değil, bin kere gideceksin kapısına..
Ve neyi, neden istediğini bileceksin..!
Nazan Bekiroğlu

Dua ederken O'na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah'ın merhamet ve ihsanı,
gönlü kırık kişiye doğru uçar...
Hz. Mevlâna

Dua etmek için yalnız kalacağın yerleri seç
Ve ettiğin duayı duyabileceğin seviye de seslendir...
Önce kulaklarını inandır sözlerine
bak gözlerine,
nemleniyorsa ve titriyorsa sesin
İşte o zaman duan mübarek olsun.
Mehmet Deveci

Kalbinizi deprem gibi sarsan bir duanız varsa hayatınızın akışı değişir.

Dualarda buluşmak dileğiyle...


Doğruluk ve esenlik içinde

Deki: Rabbim! 
(Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. 
(Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. 
Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.

İsrâ, 17/80

13 Aralık 2012 Perşembe

En hayırlı genç ve en kötü ihtiyar

Yedinci Sualiniz:
خَيْرُ شَبَابِكُمْ مَنْ تَشَبَّهَ بِكُهُولِكُمْ وَشَرُّ كُهُولِكُمْ مَنْ تَشَبَّهَ بِشَبَابِكُمْ (*) hadîs midir? Bundan murad nedir?
Elcevap: Hadîs olarak işitmişim. Murad da şudur ki:..

En hayırlı genç odur ki, ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esir olmayıp gaflette boğulmayandır.
Ve ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki, gaflette ve hevesatta gençlere benzemek ister, çocukçasına hevesât-ı nefsâniyeye tâbi olur.
Senin levhanda gördüğün ikinci parçanın sahih sureti şudur ki:
Ben başımın üstünde onu bir levha-i hikmet olarak tâlik etmişim.
Her sabah ve akşam ona bakarım, dersimi alırım:


Dost istersen Allah yeter.
Evet, O dost ise herşey dosttur.


Yârân istersen Kur’ân yeter.
Evet, ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görüşür
ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder.


Mal istersen kanaat yeter.
Evet, kanaat eden iktisat eder; iktisat eden bereket bulur.


Düşman istersen nefis yeter.
Evet, kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer;
 kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider.


Nasihat istersen ölüm yeter.
Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır.

(Mektubat, Yirmi Üçüncü Mektup)
Bediüzzaman Said Nursi

 (*) “Gençlerinizin en hayırlısı, ihtiyarlarınıza benzemeye çalışanlar; ihtiyarlarınızın en kötüsü de gençlerinize benzemeye çalışanlardır.”
Ali Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, s.27; İmam-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, 1:142; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 3:487.

11 Aralık 2012 Salı

Bu salâ kime?

Yıllar önce, köyün birine bir imam görevlendirilmişti. İmam gençti ve yeni evliydi. Gayretli ve çalışkandı. İnsanları namazla buluşturmak için çaba sarf eden samimi bir insandı. Fakat ne kadar çabalasa da köyün erkeklerini camiye, cemaate çekmeyi başaramamıştı.

Belki de yazın yoğun dönemi olduğu için Cuma haricinde insanlar gitmiyordu. Kapı kapı dolaştı, olmadı. İşlerinde yardımcı olmayı teklif etti, olmadı. Namazın hikmetlerinden bahsetti, yine olmadı. Bir sabah köy, salâ sesiyle uyandı.

Herkes merakla kimin öldüğünü soruyor; ama kimse bilmiyordu. Tarlaya, bağa, bahçeye gitmeye hazırlanan köylü, soluğu camide aldı.

Herkes imamın salâyı bitirip çıkmasını bekliyordu. Nihayet imam gözüktü. Biri atıldı hemen: 

- Hoca! Kim öldü Allah aşkına? Kimsenin haberi yok, ismini de söylemedin. O zamana kadar cemaati kapıda göremeyen imam, öfkeyle bağırdı:

- Kim olacak! Sizin ruhunuz ölmüş, onun için okudum salâyı. Şayet ölmemiş olsaydı, dört aydır buradayım, sabah namazına bir tek Allah’ın kulu gelip de saf tutmadı. Ruhunuza Fatihâ okuyun, ruhunuza!

Kimseye bakmadan geçti gitti imam. Herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyordu. Köy halkı, bu hâdiseden çok etkilendi. Sabah namazına da, diğer vakit namazlarına da devam edenler yavaş yavaş çoğaldı.

10 Aralık 2012 Pazartesi

İnsanlık bir yerlerde yaşıyor

Çeçenistan Grozni’de bir minibüs, şoförün adı Musa.

Şöyle yazıyor:

"Yaşlılar, çocuklar ve sakatlar için, bunun yanında kim parasını evde unuttuysa ya da parası bittiyse seyahat ücretsiz!

Ayrıca hastaneye yakınını görmeye giden ya da cenazeye başsağlığına giden
ve Hac görevini yapanlar için de ücretsiz.

Ve hiç kimseye bir şey açıklamak zorunda değilsiniz,
bindiğiniz gibi, sessizce inin ve gidin."

9 Aralık 2012 Pazar

Meleklerim gibisin

Allahû Teala abid olan gençle, meleklere iftihar eder ve buyurur:

"Ey Benim için şehvetini terkedip, gençliğini feda eden genç, 
sen Benim katımda bazı meleklerim gibisin."

İmam-ı Gazali (r.a.)

8 Aralık 2012 Cumartesi

Allah bir kulu severse

Allah bir kulu severse sevdiğine gönderir, terbiye ettirir, 
azametine yakışacak sekilde ona edep öğretir 
ve nihayet onu sever.

 Sana müjdeler olsun. 
Seni bir mürşide yol gösteren dosta gönderdiyse haberin olsun, 
Allah seni seviyor demektir.

Şah-ı Nakşibend Hazretleri (k.s.)

7 Aralık 2012 Cuma

Affet ki, elimde duâdan başkası yok

Bağışla beni Rabbim, tevekkülden başkası gelmiyor elimden. 
Başkası yok elimde. 
Şimdi elimden gelenlerin hepsi senin “El”inde. 
Bağışla beni, göremedim. 
Göremedim, nice ananın karnında nice karanlıklar içindeyken
gün yüzüne çıkardığını bebelerin yüzünü. 
Unuttum, çocuk tebessümlerini nice belirsizliklerden alıp güneşe erdirdiğini, 
Bilemedim, yüreğimizi yokluğun dehlizlerinden aşırıp aşkın vadisine eriştirdiğini. 
Göremedim, her sabah yerin sükûnetini odamda ekmek gibi sımsıcak hazır ettiğini. 
Her akşam yastıkta unuttuğum bedenimi sabah yeniden yanıma verdiğini göremedim. 
Beni her sabah ihya ettiğini, bedenimi her an zaaflardan çıkardığını,
varlığını her an yokluktan geri getirdiğini göremedim. 
Göremedim Rabbim her günü ödünç verdiğini. 
Göremedim, bağışla beni… 
Fakat, şimdi gördüklerim gösterdi bana hepsini 
Geç kaldım görmekte. 
Tebessümü beton yığınları arasında sönen bebeler gördümse de, 
biliyorum Senin El’nde şimdi hepsi ve sonsuz tebessümler verdin herbirine. 
Sevinci soğuk topraklarda boğulmuş çocuklar gördümse de, 
biliyorum Senin Rahmetinin kucağında hepsi ve bitmez sevinçler bağışladın herbirine. 
Ümitleri bir apansız sarsıntıyla yıkılan insanları gördümse de, 
biliyorum Senin Şefkatinin ikliminde âsûde ve mutlu her biri… 
Bağışla beni Rabbim, unuttum, nisyanda kaldım. 
Hatırlamadım verdiğini ve var kıldığını. 
Elimden alınca verdiğini ve yokluğa yuvarladığında varlığımı 
Hatırladım ve ama geç hatırladım. 
Gördüm, ama güç gördüm, acıyla gördüm. 
Varlıkta kör oldum, yoklukta gördüm. 
Bollukta unuttum, darlıkta hatırladım. 
Affet beni Rabbim, bari, yoklukta Sana vardım. 
Hiç olmazsa, hiçlikte seni andım. 
Şimdi, bir tevekkül var elimde. 
Başka herşey düştü, herşey yokluğa döküldü. 
Hatırladım, elimdekiler de, ellerim de Senin Elinde. 
Şimdi, dua sığıyor sadece avuçlarıma. 
Sadece yakarış yakışıyor yakama. 
Gözlerim müjdeni gözlüyor uzaktan. 
Gönlüm hiç bitmez tesellini özlüyor. 
Sen ki, unutmaktan alıkoydun, nisyandan kurtardın beni Rabbim 
Şimdi isyandan koru beni Rabbim. 
İsyandan koru beni, isyandan koru beni, isyandan koru beni… 
Ve lûtfet ki, avuçlarında teselliden ötesi yok.
Affet ki, elimde duâdan başkası yok. 

Senai Demirci

6 Aralık 2012 Perşembe

Ölümü çok hatırlayın

“Yedi şey gelip çatmadan iyi şeyler yapmaya bakın. İnsana görevlerini unutturan fakirlikten, azdıran zenginlikten, halsiz bırakan hastalıktan, bunaklaştıran ihtiyarlıktan, ansızın yakalayan ölümden, gelmesi beklenen şeylerin en fenâsı deccâldan, belâsı daha büyük ve daha acı olan Kıyamet’ten.”

“Zevkleri bıçak gibi kesen ölümü çok hatırlayın.”

Peygamberimiz (s.a.v.), birgün yere elindeki çubukla birtakım çizgiler çizmiş. Sonra da çizgileri göstererek şöyle buyurmuştur: “Bunlar insanın istek ve arzuları, şu da ecelidir. İnsan hayal içinde yaşayıp giderken bir de bakar ki ölüm çizgisi karşısına gelivermiş.”

Bir gece Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) uykusundan uyanmış ve şöyle buyurmuş: (Muhtemelen rüyasında ona bazı şeyler gösterilmişti. “İnsanlar! ALLAH’ı zikredin! Yeri yerinden oynatan birinci sûr üflenecek, arkasından ikincisi gelecek. Ölüm bütün şiddetiyle gelip çatacak. Ölüm bütün şiddetiyle gelip çatacak.” Hadîste görüldüğü üzere Hz. Peygamber (s.a.v.), ALLAH’ı çokça zikretmeyi ısrarla istemiş ve konuyu ölümle ilgilendirmiştir. Anlaşıldığına göre ölümün şiddetinden ancak ALLAH’ı çok zikretmekle kurtulmak mümkündür.

Hadis-i Şerifler

Niçin öğretmediniz?

Âlimlere: "Niçin öğretmediniz?" sorusu sorulmadan,
Cahillere: "Niçin öğrenmediniz?" sorusu sorulmayacaktır.

Hz. Ali. (r.a.)

5 Aralık 2012 Çarşamba

İlim yakarışı


‎"Ey bilgilerin ve sırların Sahibi;

Senden bütün çaresizliğimle ve ihtiyacımla ilim istiyorum. Bilgisizliğimden ve cehaletimden beni kurtarmanı diliyorum.

Öğrenebilmek için çırpmıyorum; ama, hafızam ancak Senin izin verdiğin kadar bana yardımcı oluyor. Ben evrene serpiştirdiğin sırlarına muhtacım, bana öğreteceklerine muhtacım.

Sen bal yapmakla görevlendirdiğin arıya, balı nasıl toplayacağım daha doğmadan öğrettin. Sen bir ördek yavrusuna doğar doğmaz nasıl yüzeceğini öğrettin. Sen Senden istemesini bilmeyen pek çok varlığa, müthiş bilgiler ve yetenekler kazandırdın.

Ben ise, şimdi huzurunda bütün çaresizliğimle boynumu büküp Sana yalvarıyorum. Onlar konuşamadıkları için, isteyemeden aldılar. Ben ise bütün içtenliğimle Senden diliyorum. Lütfen bana sınırsız ilminden bağışla. Bana ilme ihtiyacımı öğrettiğin gibi, benim ilmi istememi yarattığın gibi, benim ilmi öğrenmemi de, öğrendiğimi yaşamamı da yarat.

Beni, Seni tanımayan, kalbi kirli, basit ve karanlık bir cahil olarak yaşatma dünyada.

Beni, öğrettiğin ilimle ruhlarını Ay gibi parlattığın kulların gibi ilimle donat. Ben öğrenmek istiyorum. Ben ölümüme kadar ilim öğrenmeye çalışmak, Yaratılış gayeme uygun yaşamak istiyorum.

Boş zamanlarımda değersiz dedikodulardan ve gereksiz meşguliyetlerden kurtulmak istiyorum. Mümkün olan her uygun zamanımı, öğrenmeme izin vereceğin ilimlerle meşgul olmanın zevkiyle doldurmak istiyorum. Fakat, nefsime söz dinletemiyorum. Ben, beni yönetemiyorum. Ben, bana ruhumun yapmak istediğini yaptıramıyorum.

Bu zulümler ve gafletler asrında yorgunum, güçsüzüm. Lütfen rahmetinle beni destekle, irademi güçlendir; bana bilgiyi,! ilimle meşguliyeti ve öğrendiğimi yaşamayı sevdir.

Bana sırlarını öğret. Bana, Seni daha iyi tanıma fırsatı ver. Ey her şeyi bilen Allah'ım, ey isteyenlere öğretmek isteyen ! Allah'ım, Sana daha içten nasıl yalvarabilirim! Bilmiyorum."

Dr. Muhammed Bozdağ

3 Aralık 2012 Pazartesi

Şu dokuz mü’mine dikkat

Şu dokuz mümine kabir suali olmaz:
1- Şehit,
2- Düşman karşısında nöbette iken ölen,
3- Veba, kolera gibi bulaşıcı hastalıktan ölen,
4- Bulaşıcı hastalıklar yayılınca, kaçmayıp, sabr ederek başka sebeple ölen,
5- Sıddıklar,
6- Baliğ olmayan çocuklar,
7- Cuma günü veya gecesi ölenler,
8- Her gece Tebareke suresini okuyanlar,
9- Ölüm hastalığında İhlâs suresi okuyanlar.

(Cami-üs-sagir şerhi) Hadis-i Şerif

1 Aralık 2012 Cumartesi

Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle...

Hazret-i Râbia, çok oruç tutardı. Bir defâsında bir hafta hiç yiyecek bulamadı. Sekizinci gece açlığı iyice şiddetlendi. Nefsine eziyet ettiğini düşünürken birisi kapıyı çaldı. Bir tabak yemek getirdi, o da yemeği alıp, yere koydu. Mum getirmeye gitti, gelince bir kedinin yemeğini dökmüş olduğunu gördü. Su bardağını almaya gitti. Mum söndü. Su içmek isterken bardak düşüp kırıldı.

O da; “Yâ Rabbî! Bu zavallı kulunu imtihan ediyorsun, fakat âcizliğimden sabredemiyorum.” diyerek bir âh çekti. Bu âhtan neredeyse ev yanacaktı.

Bir ses duyuldu:

“Ey Râbia, istersen dünyâ nîmetlerini üstüne saçayım. İstersen, üzerindeki dert ve belâları kaldırayım. Fakat bu dertler, belâlar ile dünyâ bir arada bulunmaz.”

Bu sözü işitince; “Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle ve senden alıkoyacak işlere bulaştırma.” diye duâ etti.

Bundan sonra dünyâ zevklerinden öyle kesildi ki; kıldığı namazı; “Bu benim son namazımdır.” diye huşû ile kılar, hep Allahü teâlâ ile meşgûl olurdu. Hattâ birisi gelip kendisini Allahü teâlâ ile meşgûliyetten alıkoyar korkusuyla;

“Yâ Rabbî! Beni kendinle meşgûl eyle de, kimse senden alıkoymasın.” diye duâ ederdi.

26 Kasım 2012 Pazartesi

Lütuf gecikmedi, geciken sensin

...

- Bir sözlüğe ihtiyacım var.
- Kaç kelimelik olsun?
- Tek.
- Tek kelimelik bir sözlük mü dediniz!
- Evet içinde yalnız “dua” kelimesi olsun!

Dua: Yakarış.
Dua: Çağırmak.
Dua: Yalvarmak.
Dua: Seslenmek.
Dua: İstemek.
Dua: Susmak.
Dua: İhtiyacın anahtarı.
Dua: Söz.
Dua: Fiil.
Dua: Hal.
Dua: Hüzün dalgaları.
Dua: Günahkarın merdiveni.
Dua: Haberleşme.
Dua: Özlem dili.
Dua: Günahların gözyaşları.
Dua: İnsanla Allah arasındaki köprü.
Dua: Kalkan.
Dua: Ok.
Dua: Bulut.
Dua: Acz.
Dua: Kudret.
Dua: İp.
Dua: Kuyu.
Dua: Teslimiyet.
Dua: Zikir.
Dua: Tövbe.
Dua: Namaz.
Dua: Yardım talep etmek.
Dua: Küçükten büyüğe yöneliş.
Dua: İtiraf.
Dua: Şükür.
Dua: Sınırlı olandan sınırsız olana sıçrama.
Dua: Tanıma.
Dua: Af.
Dua: Merhamet.
Dua: Tevhid.
Dua: Tesbih.
Dua: Sevgi.
Dua: Hâyâ dili.
Dua: Hayat.

“Bana dua edin, duanızı kabul edeyim,” (Mü’min, 60) buyurdu Allah. Çağrıya kulak verdi insan, dua etti Allah’a. Ayakta, otururken, yürürken, yatarken kımıldadı dudakları. Dua ettikçe gücünün farkına vardı, dua ettikçe acizliğinin. Ve gerçek sahibine verdi kudreti sonunda, böylece özgürleşti. Dudaklarının kımıldamasıyla yetinmedi hem. Bir ağaç dikti, elleri kımıldadı. Bir hastayı ziyaret etti, ayakları. Bir kitap okudu, düşünceleri kımıldadı. Bir mektup yazdı, rüyaları. Tohum ekerek toprağı kımıldattı, sulayarak çiçeği. Bineğini bağladı bir gün kaybolmasın diye, harekete geçirdi aklını. Sonra öyle bir sustu ki, dua ettiğini anlamadı kimse, o derin sessizlikte kalbini kımıldattı. Ticaret yapar gibi istemedi Rabbinden. Hatta hiç istemedi. Haliyle çaldı o yüce kapıyı. Kapı açılmadı sanarak korktu bazen. “Kapı kapanmadı ki hiç!” diye uyarıldı. Her şey takdir edilmişti ezelden. İstemek için dilin açılması lazımdı. Lutfetmek isterse lutfederdi anahtarı. O zaman açılırdı göğüs. O zaman çözülürdü dilin düğümü. O zaman kolaylaşırdı iş. Kabul edilmeyen dua yoktu. Ya dünyada verilirdi istediği veya âhirete saklanırdı. Ya da istediği iyilik yerine başına gelecek bir kötülük bertaraf edilirdi. Yeter ki ürpermeyen bir kalp olmasın kalbi. Yeter ki farkına varsın hikmetin: “İlâhî ihsan gecikti deme! Geciken sensin nefsini yöneltmekte Allah’a!” 

- Bana dua et!
- Dualar müşterek!
- Bana dua etmeni istemiştim.
- Dualar müşterek, dedim ya!
- Müşterek dedikten sonra kaç kişiye dua ettin ardından.
- …
– Bana dua et! Gazzeli çocuk dua istedikten sonra Gazzeli bir âlimden,
İmam Şâfîî’den şu dizeleri okudu:

“Duayı hor görür, onu küçümser misin? Dua nelere kadir nereden bileceksin!.. Gecenin okları hedefi şaşmaz ama zamanı vardır ulaşır yerine saati dolduğunda.” “Demek oka benzetiyor İmam Şafîî duayı!” diyecek oldum. Çocuk “Hem ne oklara!” diyerek, yeni mısralarını okudu İmam’ın:

“Savaşmaktan yıldığın nice zalimler vardır. Kader öyle bir düşürür ki onları ağına… İslâm denince ibadet ve zırhlarla korunmak mümkün olmayan dualar gelir aklıma. Bil ki zalim kurtulsa da elinden dua oku vardır arkasında. Kas Şehri’nin oku gibi keskin Peşinden gelen. Ki o okun püskülleri kirpikleridir uykusuz gözlerin. Ve o kirpikler ki gözyaşlarını taşır.”

Ali Ural