9 Şubat 2013 Cumartesi

Allah'ım...

Allah'ım! Ben üşüyorum, SEN, Dost'un gözleriyle ısıt beni. 
Ben kanıyorum, SEN, dokunuşu merhamet olanlarla sar beni.
Ben korkuyorum, SEN, kalbime verdiğin îmanla koru beni.
Ben ağlıyorum, SEN, ülfetinle avut beni.
Ben savruluyorum, bilinmezlere hazan yaprağı gibi… SEN tut beni.
Ben kayıyorum sırattan, SEN bırakma beni.

Bende kimsenin uğramadığı izbe köşeler var, karanlığın bile girmekten ürktüğü…
Bende açılıp kapanmayan yaralar, rûhumu döven hırçın dalgalar var sonra…
Dönüşü olmayan yollar uzaklığım kadar uzayan;
dinmeyen gözyaşları var içime kanayan…
Küçük bir kız çocuğu var, yetim bayramlar yaşayan…
Âhlar var, geceleri uyku tutturmayan…
Soğuk kışlar var, bir bakış olup gözümde donan…
Yakan ateşler var, öfkem olup çarpan…

Bende, derin bir muhabbetin yok; ulvî kılan, mümin yapan, 
arıtan, çoğaltan, merhamet olup yetim başlar okşayan, 
şefkat olup mâtemlerin civarında dolaşan, fakir sofralarda zengin kılan,
cömertlik olup mahrumlara dağıtılan, cesâret olup İslâm'a engelleri yıkan.
Bende, derin bir muhabbetin yok; beni unutturup bana, sadece SEN'i hatırlatan, gündüz olup yüzler aydınlatan, gece olup hataları örten, 
kilit olup hayırlara açılan, merhamet olup hasta ruhuma dokunan…
Bende, derin bir muhabbetin; uzaklığıma rağmen, 
bana şah damarımdan daha yakın olan…

Bende derin bir muhabbetin yok; 
edep edip başkalarını özlemekten, SEN'i özlettiren…
Vefâ olup; hatırladıklarımı SEN'inle râbıtalı kılan…
Bende, derin bir muhabbetin yok; 
rüzgâr olup çöllerde iz iz NEBİ'yi arayan, 
peyk olup bir Kutb'un etrafında dönen...

Bir derin muhabbetin yok bende; beni SEN'den kılan.
SEN varsan, neyim yoktur ki…
SEN yoksan gönlümde, neyim vardır ki...

alıntı 

Hasret

Hasret, iki namaz arasındaki geçen süredir…

Osman Nuri Ünsal

Allah'ım bana yardım et


Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:

Allah'ım! Seni anmak, sana şükretmek, 
sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et.

 Hadis-i Şerif

7 Şubat 2013 Perşembe

Göz görmüyorsa birdir gece ve gündüz

Bir gönle gariplik çöktükten sonra, hanesi de, sılası da gurbettir.
Hasretlik boynunu büktükten sonra, rüyası da, hülyası da gurbettir.
Fark etmez gurbette ne yokuş, ne düz,
Görmeyene birdir gece ve gündüz,
Yoksa çevresinde tanıdık bir yüz, iki kaşın arası da gurbettir.
Şah damarı kadar yakın da olsa,
Uzaktır arada bir perde varsa,
Gönül arzuluyor, göz görmüyorsa,
Şu duvarın arkası da gurbettir.

Abdil Yıldırım

6 Şubat 2013 Çarşamba

Üç şey...


İnsan üç şeyin peşinde olmak için yaratılmıştır; hakikatin, hayrın, güzelliğin...

İnsan ruhunda bu üç şeye götüren üç kabiliyet vardır; zeka, duygu, irade...

Zeka üç yerde kullanılır; kazanmada, hilede, ilimde...

Kalb, üç şeyin mahfazasıdır; aşkın, ümidin ve imanın...

Üç şeyi sevmeyen ruh, ölü odaları gibi karanlıktır; çocuğu, Allah'ı, zalimle kaviden başkasına itaati...

Üç nesneden her yerde kaçmalıyız; yersiz şiddetten, açlık bırakmayan tatminden, kendimize çevrilmeyen tehditten...

Üç kişiden korkunuz; merhametsizden, müraiden, mürtekipten...

Üç musibetten uzaklaşınız; zulümden, küfürden, cehaletten...

Üç kişiye el uzatınız; hastaya, garibe, muhitinde anlaşılmayan bedbahta...

Üç türlü davranış kaba ve sahtedir; kendini belli eden sanat, nümayisçi ahlak, kendine güvenen dindarlık...

Üç şey saadetin sırrıdır; tevazu, kanaat ve ölümün eşiğinde sık sık dinlenme zevki...

Dünya üç şeyle cennet olur; elden, dilden ve gönülden vermekle, affetmekle, hidayet yolunu göstermekle...

Üç kişi karanlıkta kalmıştır; aşkından çok talakatini kullanan, imanını iddia yapan, aklın meyvesinden lezzet almayan...

Üç hakimin hükmünde hata aranmaz; kalbin, kaderin, ölümün...

Üç yerde insan kendini tanır; tövbede, zalimin kahrı altında, son nefesinde...

Hayatın manasi üç yerde hakkiyle anlaşılır; aşk ile birleşen ümitte, vecd ile yapılan ibadette, yeri yurdu unutturan seyahatte...

Gözyaşının üç yerde lezzetine doyulmaz; vuslatta, mağfirette, merhamette...

Üç yerde insan Allah sohbetindedir; kalabalıktan incinmeyen yalnızlıkta, bir ümitsizin yüzünü ümitle güldürdüğü yerde, zalimin zulmü kendinden şükür taşırdığı anda...

İnsanlar içinde kendini bilenler şu üç kişidir; rüzgarı bile incitemeyenler, kendi adlarını söylemekten utananlar, Allah emaneti olan insanlara katı katı gözlerle bakamayanlar...

Üç türlü insan Allah'tan uzaktır; rahatlarını hesaplayarak hizmetten kaçanlar, duygulu olduklarını ileri sürüp de sefalet sahnelerinden uzak duranlar, sefil ruhlarda feyz arayanlar...

Üç türlü insan Allah'ı görmekle müjdelenmiştir; saf kalbler, gecenin karanlığında güneşi bulanlar, hayattayken ölümle birlikte yaşayanlar...

Üç şeyin hududunda durmasını bilmelidir; isteklerin, aklın, hayatın...

Üç şeyden ayrılınca diğer üç şeye geçmede acele etmelidir; insanlardan ayrılınca ibadete, hareketten çıkınca huzura, dünyayla vedalaşınca uhraya...


Nurettin Topçu 

5 Şubat 2013 Salı

Yolcu (Ey nefsim, dinle beni!)


Ey nefsim, dinle beni!
Sana yan diyorum
Ateşlerin içinde yanan gibi yan
Ona can diyorum anla beni
Canımın da içinde canan gibi can

Yaprak düşerse dalından isyana
Öğütülürse yaz akşamları sevda sözcüklerinde
Temmuz, Ağustos uzaklaşırsa
Yani bir sonbaharsa iklim
Ağlama
El yapımı zanlar hükmederse
Uzun gün dostluklarına
Gece başucundan uykusuzluk ekerse
Gözbebeklerinin vadisine
Yüreğinin yıldızları kulağına fısıldayıp:
“İşte ağlama vakti” derse
Sen yine de ağlama
Çünkü bize ağlamak düşmez.
Ağlama

Bize yürümek düşer sevgilinin ardından
Sadece ağlamak yetmez
Güzeldir hayranı olmak Nebi’nin
Ama sadece hayranlık yetmez
Onun gibi olmadıktan sonra
Bu yol ilelebet bitmez
Ağaç gölgesinde gölgelenip
Yoluna devam eden yolcu gibi olmak vardı
Onun gibi olmak…

Ey nefsim, beni dinle!
Yan diyorum sana
Ateşlerin içinde yanan gibi yan
Can diyorum ona anla beni
Canımın da içinde canan gibi can.

Alev sarar da gözlerimi
Bir rüzgar dağıtmaya çalışır
Zamanla alevlere o rüzgar da alışır
Bilemez ki bu, dünyanın bir oyunu
Bilemez, ateşin içimde olduğunu
Hala yanmaktadır gözbebeklerim
Ve ben ateşten bir mektup oldum da
Özgürlüğümü yaktım dünya adına
Onun adına adımı yaktım
Ve artık adına ortaktım
Rüzgarsa dilbeste olmuştu nara
Söndürme gözyaşlarınla, ağlama
Çünkü bize ağlamak düşmez
Ağlama

Bize yürümek düşer sevgilinin ardından
Sadece ağlamak yetmez
Güzeldir hayranı olmak Nebi’nin
Ama sadece hayranlık yetmez
Onun gibi olmadıktan sonra
Bu yol ilelebet bitmez.
Ağaç gölgesinde gölgelenip
Yoluna devam eden yolcu gibi olmak vardı
Onun gibi olmak…

Dursun Ali Erzancanlı - Umut Mürare


4 Şubat 2013 Pazartesi

Allah bir kapıyı açmadan bir kapıyı kapatmaz

Herkes "Allah bir kapıyı kapatmışsa, başka bir kapıyı açar" 
diye biliyor sözü ama, Hafız-ı Şirazî farklı söylüyor:

"Allah başka bir kapıyı açmadan bir kapıyı kapatmaz." 
demek ki, açtığı ama bizim henüz farketmediğimiz yeni kapıyı 
arayıp bulalım diye Allah öbür kapıyı kapatıyor bizim için…

Metin Karabaşoğlu

Gözyaşının anlamı

Her gözyaşının ayrı bir anlamı vardı. 
Her damlanın hangi zamanda, hangi mekânda,
hangi kişiyle paylaşıldığı önemliydi. 
Gözyaşları ne kadar çok şeye tercümanlık yapıyordu! 
Damladığı, süzüldüğü, aktığı veya kana dönüştüğü zaman,
hep ayrı manaları vardı. 
Gözyaşları gizli duyguları açığa vuran mektuplar gibiydi.

İskender Pala

2 Şubat 2013 Cumartesi

Rahat cennettedir, dünyada değil...

Ben ilmi açlığın içerisine koydum,
insanlar onu toklukta arıyorlar.

Ben zenginliği kanaatin içerisine koydum,
insanlar onu dünya malında arıyorlar.

Ben izzeti, şerefi kulluğun içerisine koydum,
insanlar onu makamda, mevkide ve İdarecilerin kapısında arıyorlar.

Ben lezzeti, zevki ve rahatı Cennetin içerisine koydum.
İnsanlar onu dünyada arıyorlar.

Hadis-i Kudsi

1 Şubat 2013 Cuma

Bak ey nefsim Rabbin ne diyor...

Sürekli canın mı sıkılıyor?
Hayattan sıkıldım mı diyorsun? 
Bak ey nefsim Rabbin ne diyor;

Kim beni hatırlamaktan 
Gafil olursa (unutursa); hayat onu sıkar.

Tâhâ Suresi, 124

24 Ocak 2013 Perşembe

Bana bir dost ver yâ Rab!..


Bana bir dost ver yâ Rab!.. Varlığından korkup ürkmeyeceğim. Bakışlarından endişe etmeyeceğim. Elinin ve dilinin şerrinden emin olabileceğim. Ona bir şey soracağım zaman, karşısında titremeyeceğim. Ona her türlü derdimi rahatlıkla açabileceğim. Söyleyeceklerim bazen, saçma sapan olsa bile, beni sabırla ve tebessümle dinleyebilecek... Beni küçümsemeyecek... Bana her şeyimle ve her hâlimle değer verecek... Dertlerimi onda saklayabileceğim ve derdimin dermanını onda bulabileceğim...

Bana bir dost ver yâ Rab!.. Beni tavırlarıyla da olsa, itip kakmayacak... Bana hor bakmayacak... Beni azarlamayacak... Bana insan olduğum için... Bana Allah rızâsı için değer verecek... Bana her zaman saygı duyacak...

Bana bir dost ver yâ Rab!.. Mert üstü mert! Söz verdiğinde sözünde durabilecek... Gönül kâbe'si olan kalbi yıkmayacak... Kalbimle oynamayacak, paramparça etmeyecek... Beni hüsrana uğratmayacak... Beni boş yere bekletmeyecek... Ömrümü yiyip bitirmeyecek... Gücümü, kuvvetimi, aşkımı, şevkimi kırmayacak... Duâlarımı azaltmayacak... Arş-ı Âlâ'nın duvarına, Hakk'a şikâyet fermanı yazdırmayacak... Helâlleşmeyi âhirete bıraktırmayacak...

Bana bir dost ver yâ Rab!.. Her ne pahasına olursa olsun, aslâ yalan konuşmayacak... Muhammedü'l-Emîn -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gibi güvenilir olacak... Her hâlinden doğruluk akacak...

Bana bir dost ver yâ Rab!.. Ona hasret çekmeyeceğim... Onu hep yanıbaşımda bulabileceğim... Ondan her zaman kuvvet alabileceğim... Onunla arşa çıkabileceğim... Ve Sana gelebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Ona sonsuz saygı duyabileceğim... Onu herkesin içinde rahatlıkla övebileceğim... Onu herkese örnek gösterebileceğim... Ondan gururla söz edebileceğim.

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Bir yanlışım olduğunda, hiç çekinmeden, beni nezâketle uyaracak... Ben, o yanlışımı düzeltene kadar, bana hep destek olacak... Bana kol kanat gerecek... Beni hep hayra sevk edecek...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Yüzüne her baktığımda, bana Seni hatırlatacak... Beni dünyanın her türlü süsünden uzak tutacak... Beni anbean Sana yaklaştıracak...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Hazret-i Hatice gibi fedâkâr ve cömert... Her türlü yardımı ve desteği, kendisinden alabileceğim... Bütün ihtiyaçlarımı, herkesten önce ondan isteyebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Hazret-i Âişe gibi sevgili... Beni her zaman sevebilecek... Beni el üstünde tutacak... Hiç çekinmeden, her zaman gönül rahatlığıyla başımı omzuna yaslayıp huzurla dinlenebileceğim... Zaman zaman omzunda ağlayabileceğim ve uyuyabileceğim... Kendisine hep güven duyup sevebileceğim... "Yâ Rabbi!.. Ben bu kulunu çok seviyorum, onu Sen de sev!.." diyebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Hazret-i Ebûbekir gibi sıddîk... Her türlü sırrımı, kendisine emânet edebileceğim... Sadakatine güvenebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Hazret-i Ömer gibi güçlü... Bileğinin gücünden, her ihtiyacım olduğunda istifade edebileceğim... Her gazâya, itirazsız, tereddütsüz kendisiyle aşk ve şevki kuşanarak gidebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Hazret-i Osman gibi hayâlı... İffetine güvenebileceğim... Edeb ve hayâyı kendisinden öğrenebileceğim... Hâllerine hayranlıkla gıbta edebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Hazret-i Ali gibi cesur... Canını ve malını, İslâm için fedâ edebilecek... Benim de kendisine mal ve canımı emânet edebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Onunla beraberken hiçbir işten yorulmayacağım... Gücümün üzerine kat kat güç katabileceğim... Onunla birlikte, bir hizmetten başka bir hizmete koşabileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Bütün zorlukları, beraberce aşabileceğim... İslâm uğruna, Allah uğruna, Rasûlullah uğruna, girdiğimiz her dikenli yolda, yorulmadan, yılmadan, yıkılmadan yürüyebileceğim... Ve son nefese kadar, kendisiyle beraber yaşayabileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Elinden tutup, onunla her an huzuruna gelebileceğim... "İşte yâ Rabbi; bu kulunla beraber, kulluk vazifemizi yüz akıyla tamamlayıp Sana geldik." diyebileceğim.

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Âhirette kendisiyle birlikte olabileceğim... Cennette ve cemâlinle müşerref olurken beraber olabileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. İnce, nahif huylu, mülâyim... İyilikten söz etsin, her dâim... Onun her sözünden ilham alayım ve daha çok yazayım... "Sana sonsuz şükürler olsun yâ Rabbi! Senin dinini yüceltmek ve Senin dinin ile yücelmek için çıktığım bu yolda, Senin huzuruna yüz akıyla gelebilmem için bana ne iyi, ne hayırlı bir yoldaş verdin!.." diyebileyim. Sonra da secdelere gidebileyim. Âmin. Âmin. Âmin.

Müberra Nurten