24 Ocak 2013 Perşembe

Bana bir dost ver yâ Rab!..


Bana bir dost ver yâ Rab!.. Varlığından korkup ürkmeyeceğim. Bakışlarından endişe etmeyeceğim. Elinin ve dilinin şerrinden emin olabileceğim. Ona bir şey soracağım zaman, karşısında titremeyeceğim. Ona her türlü derdimi rahatlıkla açabileceğim. Söyleyeceklerim bazen, saçma sapan olsa bile, beni sabırla ve tebessümle dinleyebilecek... Beni küçümsemeyecek... Bana her şeyimle ve her hâlimle değer verecek... Dertlerimi onda saklayabileceğim ve derdimin dermanını onda bulabileceğim...

Bana bir dost ver yâ Rab!.. Beni tavırlarıyla da olsa, itip kakmayacak... Bana hor bakmayacak... Beni azarlamayacak... Bana insan olduğum için... Bana Allah rızâsı için değer verecek... Bana her zaman saygı duyacak...

Bana bir dost ver yâ Rab!.. Mert üstü mert! Söz verdiğinde sözünde durabilecek... Gönül kâbe'si olan kalbi yıkmayacak... Kalbimle oynamayacak, paramparça etmeyecek... Beni hüsrana uğratmayacak... Beni boş yere bekletmeyecek... Ömrümü yiyip bitirmeyecek... Gücümü, kuvvetimi, aşkımı, şevkimi kırmayacak... Duâlarımı azaltmayacak... Arş-ı Âlâ'nın duvarına, Hakk'a şikâyet fermanı yazdırmayacak... Helâlleşmeyi âhirete bıraktırmayacak...

Bana bir dost ver yâ Rab!.. Her ne pahasına olursa olsun, aslâ yalan konuşmayacak... Muhammedü'l-Emîn -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gibi güvenilir olacak... Her hâlinden doğruluk akacak...

Bana bir dost ver yâ Rab!.. Ona hasret çekmeyeceğim... Onu hep yanıbaşımda bulabileceğim... Ondan her zaman kuvvet alabileceğim... Onunla arşa çıkabileceğim... Ve Sana gelebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Ona sonsuz saygı duyabileceğim... Onu herkesin içinde rahatlıkla övebileceğim... Onu herkese örnek gösterebileceğim... Ondan gururla söz edebileceğim.

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Bir yanlışım olduğunda, hiç çekinmeden, beni nezâketle uyaracak... Ben, o yanlışımı düzeltene kadar, bana hep destek olacak... Bana kol kanat gerecek... Beni hep hayra sevk edecek...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Yüzüne her baktığımda, bana Seni hatırlatacak... Beni dünyanın her türlü süsünden uzak tutacak... Beni anbean Sana yaklaştıracak...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Hazret-i Hatice gibi fedâkâr ve cömert... Her türlü yardımı ve desteği, kendisinden alabileceğim... Bütün ihtiyaçlarımı, herkesten önce ondan isteyebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Hazret-i Âişe gibi sevgili... Beni her zaman sevebilecek... Beni el üstünde tutacak... Hiç çekinmeden, her zaman gönül rahatlığıyla başımı omzuna yaslayıp huzurla dinlenebileceğim... Zaman zaman omzunda ağlayabileceğim ve uyuyabileceğim... Kendisine hep güven duyup sevebileceğim... "Yâ Rabbi!.. Ben bu kulunu çok seviyorum, onu Sen de sev!.." diyebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Hazret-i Ebûbekir gibi sıddîk... Her türlü sırrımı, kendisine emânet edebileceğim... Sadakatine güvenebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Hazret-i Ömer gibi güçlü... Bileğinin gücünden, her ihtiyacım olduğunda istifade edebileceğim... Her gazâya, itirazsız, tereddütsüz kendisiyle aşk ve şevki kuşanarak gidebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Hazret-i Osman gibi hayâlı... İffetine güvenebileceğim... Edeb ve hayâyı kendisinden öğrenebileceğim... Hâllerine hayranlıkla gıbta edebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Hazret-i Ali gibi cesur... Canını ve malını, İslâm için fedâ edebilecek... Benim de kendisine mal ve canımı emânet edebileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Onunla beraberken hiçbir işten yorulmayacağım... Gücümün üzerine kat kat güç katabileceğim... Onunla birlikte, bir hizmetten başka bir hizmete koşabileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Bütün zorlukları, beraberce aşabileceğim... İslâm uğruna, Allah uğruna, Rasûlullah uğruna, girdiğimiz her dikenli yolda, yorulmadan, yılmadan, yıkılmadan yürüyebileceğim... Ve son nefese kadar, kendisiyle beraber yaşayabileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Elinden tutup, onunla her an huzuruna gelebileceğim... "İşte yâ Rabbi; bu kulunla beraber, kulluk vazifemizi yüz akıyla tamamlayıp Sana geldik." diyebileceğim.

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. Âhirette kendisiyle birlikte olabileceğim... Cennette ve cemâlinle müşerref olurken beraber olabileceğim...

Bana bir dost ver, yâ Rab!.. İnce, nahif huylu, mülâyim... İyilikten söz etsin, her dâim... Onun her sözünden ilham alayım ve daha çok yazayım... "Sana sonsuz şükürler olsun yâ Rabbi! Senin dinini yüceltmek ve Senin dinin ile yücelmek için çıktığım bu yolda, Senin huzuruna yüz akıyla gelebilmem için bana ne iyi, ne hayırlı bir yoldaş verdin!.." diyebileyim. Sonra da secdelere gidebileyim. Âmin. Âmin. Âmin.

Müberra Nurten

23 Ocak 2013 Çarşamba

Mevlid Kandilimiz mübarek olsun


Ya Rasûlallah!

“Ey insanlar! Kimin arkasına vurdumsa, işte arkam, gelip vursun! Kimin benden alacağı varsa işte malım, gelip alsın!” “Zulüm işleyen bizden değildir” buyuran sensin. “Bir insanı öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibidir” diyen bir dinin mübelliğisin.

Hani sana bir miktar mal ve para gelmişti. Sen onları ihtiyaç sahiplerine vermeden evine girmemiş, sabahlamamıştın. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” dedin;

Sen ki, sokakta yüksek sesle konuşmayan, kötülüğe kötülükle karşılık vermeyen, bağışlayan, affedendin.

Sen ki, “Rabbim bana, intikamı alacak gücüme rağmen düşmanlarımı affetmemi; benimle ilişkisini kesenle görüşmemi ve beni mahrum bırakana vermemi emretmiştir” buyurdun.

Sen ki, bir mecliste istemediğin bir şey duyduğun zaman, insanların yüzüne karşı bir şey söylemeyen.

Sen ki, bir genç kızdan daha hayâ sahibi ve utangaçtın.

Senin olmadığın dünya, senin olmadığın evren ne işe yarar? Ya Rasûlallah, şikâyetimiz kimseden değil, nefsimizden.

Ya Rasûlallah, senden özür diliyoruz!

Rabbim bizi; özrü kabul olmuşlardan ve Resulallah’ın yukarıda belirtilen vasıflarını kendinde cem’eden kullarından eylesin.

Bu duygularla; Alemlere rahmet olarak gönderilen Fahri Kainat efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)nin doğum günü olan mübarek mevlid kandilinizi tebrik eder, dualarınızda bize de yer vermenizi temenni ederiz.

20 Ocak 2013 Pazar

Allah nezdinde en kutsal aile hangisi?

Sizce Allah nezdinde en kutsal aile hangisidir?

Şimdi aklınıza Efendimizin (s.a.v) ailesi ya da sahabiler gelmiştir.
Doğru bana da sorulsa böyle bir soru, 
ben de ilk olarak Efendimizin (s.a.v) o mübarek ailesi derim; ama bu,
O aileden de üstün, öyle ki Efendimizin (s.a.v) bile Gözümün Nuru dediği bir aile...
Söylüyorum NAMAZ.

Nasıl mı?

İşte:
 Sünnet: Anne gibidir, tatlıdır, güzeldir. 
Efendimizin (s.a.v) o sünneti olmadan olur mu?

Farz: Babadır, kesindir, evin direğidir, olmazsa olmazımız. 
Farzsız namaz olur mu hiç?

Son sünnet: Evin en küçük çocuğu, tatlısı. 
Son sünnet 2 rekat, küçük, ufak tefek...

Vacip: Baba yarısıdır. Farz gibi kesin değil; 
ama olması yapılması kuvvetli olarak emredilmiştir.

Nâfile: Bu da misafirimiz. Evimiz misafirsiz olur mu? 
Hiç eve gelen misafiri geri çevirmek olur mu? 

 Ailemizle ölene dek hep bir arada olmak duasıyla inşaallah… 

Cansu Değirmen

Yalan

Telaffuzu: 
Yalan öyle nüfuz etmiş ki insanların diline 
"Doğruyu söylemek gerekirse" 
diye bir cümle kalıbı oluşmuş…

Osmanlı Türkçesi

19 Ocak 2013 Cumartesi

Sevmeye Zeyl


Nasıl hatırlanırsa bir yaprakta bir orman
Bu kez o olsun beni sana hatırlatan.”1

Demiştim ki:
“-Sevmek, karşı karşıya oturup birbirinin gözlerinin içine bakmak değil, 
yan yana oturup aynı yere bakmaktır.”2 

Eksik kalmış:
“-Sevmek, yan yana oturup aynı yöne bakarken, 
hiçbir şeyin eksikliğini hissetmemektir.”

Çok az insan, sevdiği yanındayken başka hiçbir şeyin eksikliğini duymaz. “Dünyalar benim oldu!” cümlesindeki hafiflik ile “Yıkılası hânede evlâd ü ıyâl var!” cümlesindeki incitici hava… Bir görmeyle onun olan dünyalar, evlenince yıkılıveriyor… Oysa küçük çocuklar için “hep beraber” olmanın tek bir yolu vardır: Evlenmek… Büyüyünce, sevdiğini hayatına katan insanların tükendiğini, tükettiğini görüyorlar, vazgeçiyorlar. “Evlilik aşkı öldürür”… Hiç olmayan bir şey nasıl ölüyorsa artık… “Aşka dönüşen evlilik ver!” duâsı katmer katmer anlam kazanıyor bu noktada. Aşka açılan en geniş ve en ağır kapı evlilik. Açmak zor, geçmek kolay… Karanlıkta, el yordamıyla edindiğimiz tecrübeler kuvvet katmıyor pazularımıza. Ama bir kez açılınca kapı, kanat oluyor bir çift sevdalı göz.

“Gel otur yanıma hâllerimi söyleyim
Hâlimden anlamaz ben o yâri neyleyim”

“Yan yana oturmak” dinginlik alâmeti. Başlangıçta karşısına oturup gözlerine bakabilirsin ama sonra yanına oturup baktığı yere bakmak durumundasın. Heyecan diniyor zamanla, şevk bitiyor. Yanına geçmek zor… İmtihanlar, sınanmalar; çevresiyle, âilesiyle, huylarıyla, vasıflarıyla, vasıfsızlığıyla, bizzat nefsiyle… Yanına geçmek çok zor!

“Dövülmeye sövülmeye kovulmaya billâh
Hep kâilim ammâ ki efendim senin olsam!..”

Ve oturmak…

Şikâyet etmemek, kusur görmemek, kendinden vermek karşı karşıya dururken geçerli olan yasaklar… Yanına geçince yalnız “huzur” olacak. Çıt çıkarmadan ve kıpırdamadan oturmak. Gözlerini hiç ayırmadan, gönlünü hiç kaydırmadan. Gözüne ve gönlüne tümüyle hâkim olan bir sevgiyle. Allâhu Teâlâ, Cenâb-ı Peygamber Efendimiz’in -sallallâhu aleyhi ve sellem- o kutlu misafirliğinde duruşunu, bakışını övüyor. Gözlerinin gördüğünü kalbi yalanlamadı, öyle âşinâ… Onda nübüvvet ve velâyet, sadberk3 bir gül gibi ılgıt ılgıt sevda kokuyor.

Allâh’ım,
Gözlerinde sevdâ-yı ubûdiyyet ışıltılarıyla
“Raeytü Rabbî”4diyen
Habîb-i Edîb’ine salât eyle, selâm eyle!

“Aynı yere bakmak…” dedi dostum, “Yetersiz kalıyor. Aynı düşünmek de dâhil olmalı sevdaya… Bazı dostlukları pekiştiren aykırı düşünmek vasfı, bazılarında tam tersi sonuç veriyor.”

Bir kediye, bir ağaca, denize bakıyorsan aykırı düşünmek negatif tesir uyandırabilir. Ama bakılan yerde Allah rızâsı varsa… İki insan, Allâh’ın rızasını gözetiyorsa dâima, baktığı yerde Allah rızâsı varsa eğer, her ayrışmada, her buluşmada, her uyuşmada, her fedakârlık ve her diğergâmlıkta öyle bir lezzete gark oluyor ki, “yanındaki” onun için eksiksiz bir nimet-i Yezdân oluyor. Rızâ-yı ilâhî dışında hiçbir kuvvet bu derece yapıcı olamıyor.

Belki bu yüzden sâlik, itmi’nâna erdikten sonra rızâya eriyor, râzı oluyor, râzı olunuyor; itmi’nân ile kemâlât, baş ile son arasında rızâ var. Rızâ… Eksiksizlik hissi… Katlanmak ile sabır arasında inceden bir “susma” farkı vardır ya, (“Dışından susuyorsan içinden de sus, içinden de susmayı beceremiyorsan sabır taslama!” diyen dost, selâm!), rızâ da böyle!.. “Râzıyım!..” sözünün önünde “Yine de…” yok! İçinden konuşurken dahî…

Esmâ-i Hüsnâ tecellîleri ile mâlâmâl olduğum geçmiş yıllarda birgün “Ve tevekkel ale’l-Hay”5 âyetiyle karşılaştım. Öyle dokundu ki yüreğime, vurgun yemiş gibi oldum. “Sen Hay (olan Allâh’a) tevekkül et…” Kerem Kerîm’den, af Afüv’den, lutuf Latîf’ten, hikmet Hakîm’den, istiğfar Gafûr’a… Peki tevekkül neden Hayy’a? Hay isminin tevekkül tecellîsi mi var? Ya da; demek Hay isminin tevekkül tecellîsi var… Ama nasıl? Hay, diri demek… Allâhu Teâlâ, tevekkülleri Hay isminin hangi vechesine yönlendiriyordu?

“Rabbim” kısa bir süre sonra öğretti: Aslâ ölmeyen ve aslâ yok olmayan Allah, kalbi binbir ayrılıkla parça parça olan insanın biricik sığınağı ve dayanağı…

O varsa, her şey var…

O varsa, hiçbir şey eksik değil…

Allâh’ı sevmek, 
ol Vedûd-u Cemîl’in tarafına geçip sâkin 
ve huzurlu bir kalple O’ndan râzı olmaktır.

“Gece değmemiş seher, dalga bilmeyen deniz”6


Dipnotlar
1 “Şubat”, Birhan Keskin, Kim Bağışlayacak Beni, s. 27.
2 “Bu Kentin En Tenha Yeri Kalbimdir Şimdi”, Ayşenur Vural, Şebnem, sayı:11, s. 16.
3 “Yüz yapraklı” anlamında bir gül cinsi.
4 “Rabbimi gördüm.”
5 Furkan sûresi, 58. âyet.
6 “Ümit”, Ziya Osman Saba.


Ayşenur Vural

18 Ocak 2013 Cuma

Ayat Ayat Cinta (Aşk Ayetleri) - Endonezya


Sevgi ayetleri, İslami unsurları içinde barındıran romantik dram filmi.

Filmin seneryosu, aldığı bursla dünyanın meşhur İslami üniversitelerinden el-Ezher’de okuma imkânı elde etmiş, fakir ve İslam’a sonsuz bir bağlılık duyan Endonezyalı bir gencin öyküsü etrafında dönüyor.

Filmin kahramanı olan Fahri adlı genç, bir çok felaket ve sıkıntıyla karşılaşmasına rağmen sahip olduğu yüksek ahlaki seciye sayesinde bütün bu badireleri atlatmayı başarıyor.

Habiburrahman El Shirazi’nin en çok satan meşhur romanından perdeye aktarılan ve yönetmenliğini Hanung Bramantyo’nun yaptığı film, 11 Eylül saldırılarından sonra terörle İslam arasında bağ kurmaya başlanılması nedeniyle İslam’ın fedakârlık, sevgi ve sabra dayalı gerçek yüzünü göstermeyi amaçlıyor.


İzlemenizi tavsiye ederim...
Burdan altyazılı olarak izleyebilirsiniz.


Sen gibi...

Ey Cuma,
bizden giderken 

bizi sen gibi mübarek bırak.
Sen gibi hayırlı,
Sen gibi kutsal,
Sen gibi temiz.

Cuma gibi olunuz dostlar,
Ve daimen Cuma gibi kalınız.

zeyneb eddâî

Her an gidebiliriz!..


Tık, tık, tık…

- Kim o?

- Hazırlan gidiyoruz.

- Sen kimsin? Nereye gidiyoruz?

- Sıran geldi. Gerçek evine gidiyoruz.

- Gerçek ev mi? Sen! Yoksa!

- Evet. Hadi gidelim.

- Dur bir dakika..bir sürü yarım işim var.

- İş yarım kalmaz. Birileri tamamlar. Oyalanma artık.

- Çocuklar, onlar daha çok küçük, bari vedalaşsaydım.

- Sen olmadan da büyürler, hadi bekliyorlar.

- Bekliyorlar mı? Onlar da kim?

- Gidince görürsün.

- Anladım. Anladım ama kalbini kırıp, gönlünü alamadıklarım, iyiliğini görüp, karşılık veremediklerim var. Anlayacağın borçlu gitmek istemiyorum.

- Bunu zamanında düşünseydin!

- Zamanında mı? İyi de ben daha zamanım var sanıyordum.

- Hepiniz aynısınız.. Zaman dediğin, içinde bulunduğun an. Bunun ötesi yok.

- Keşke, keşke….

- Devam etme. Bugünü yaşarken hep yarın var gibi davrandın. Üstündeki üniformanın sorumlulukları var... Yerine getirmedin... Bu sana bir uyarıydı. Şimdi gitmiyoruz… Ama her an gidebiliriz... Bir daha geldiğimde önünde umut, arkanda pişmanlık olmasın!..

-alıntı-

17 Ocak 2013 Perşembe

Edep nedir?

Haddini aşmamak, kalp kırmamaktır edep.
Dedikodudan, haksızlıktan ve ithamdan uzak durmaktır edep...
Eyvallah kelimesi üzerine kafa yormaktır...
Bilmediğin konuda susmak, 
Bildiğin konuda ahkâm kesmemektir edep...
İnsan ayrımı yapmamaktır... Aşırılığa gitmemektir...


Elif Şafak

Çok büyük acılar çekiyorsanız

Çok büyük acılar çekiyorsanız 
kendinizle gurur duymalısınız
Düşünsenize; O acıyı sizin kaderinize yazıp 
omuzlarınıza yükleyen Allah'ın gözündeki gücünüzü...

Ahmet Özhan Uygun

İyi niyet


Kızma hiç kimseye yaptıklarından dolayı 
Aksine teşekkür et ihanet edenlere 
Sadakati öğrettikleri için... 
Minnet duy yalancılara, doğrunun farkına varmanı sağladıkları için... 
Mutsuz edenlere dua et, mutluluğu daha derin hissettirdikleri için.. 
Herkesi sev, yaşamına bir anlam kattığı için... 
Hayat bu yüzden daha güzel, siyahlar beyazı farkettirdiği için!...

Hz. Mevlâna

14 Ocak 2013 Pazartesi

Kâbe günah işlemeyenleri karşılar

Günah işlemekten çekinenler, temiz gönüllü kişiler, 
sabah akşam çölde yol alırlar, Kâbe’ye gitmek isterler..!

Halbuki, Kâbe, 
onları ziyaret etmek için onlara doğru gelir, onları karşılar..!

Mevlâna Celâleddin-i Rûmî

Hayata dair inciler...


- Sır tutmasını bil.
- Kimseye yalvarma.
- Asla dönüp arkana bakma.
- Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
- Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
- İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
- Seni dinleyip anlamaya niyetli olmayanlarla tartışma.
- Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
- Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanabilecek hiçbir koz verme.
- Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.

- Kendini öven insanlardan kaç.
- Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
- Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
- Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
- Göz göre göre su birikintilerinetaş atma, mutlaka üzerine sıçrar.
- Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorsa onların öğütleri gözardı etme.

- Kendini sev.
- Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.
- İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
- Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma.
- Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
- Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
- İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
- Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.

Üstün Dökmen

13 Ocak 2013 Pazar

Ne zaman...

Ben ne zaman ezan sesi duysam,
kıyamet gününün ilan edilişini duyar gibi olurum.

Ne zaman kar yağdığını görsem,
amel defterimin sayfalarının uçuşacağı anı hatırlarım.

Ne zaman sıcakla karşılaşsam,
mahşerin sıcaklığını ve hesap gününün 
hararetini hatırıma getirip erimeye başlarım…

Rabia-tül Adeviyye Hz.

Sana geleceğim Rabbim

Çok geç olmadan, 
kaybettiklerimin ötesinde daha fazlasını kaybetmeden, 
Sen beni unutmadan geri dönüyorum.
Kapını kırarcasına çalacağım inşaAllah. 
Kendime gelmeyeceğim, Sana geleceğim Rabbim. 
Beni kendime getirme.
Nihayetinde yaşanacak kısacık ömrümü heba etmeden, 
sersemleşmeden, boşvermeden, mahvetmeden sana geleceğim.
Gözlerin kapanacağı, dillerin susacağı, körlerin göreceği, 
görenlerin körleşeceği o günden korkuyor ve sana geri dönüyorum.
Çok uzağa gittim sayılmaz 
ama senin huzurundan bir nefes kımıldamak bize haram!
Yüreğim daralıyor, inşirah'a geliyorum.
Kabul buyur Rabbim.
Amin.

alıntı

Yağan kar değil, ruhumdur

Ruhum karıştı gitti bu kar tanelerine;
şimdi yağan kar değil, ruhumdur kar yerine...

Cahit Sıtkı Tarancı

Masumiyet senin kârın değil!

Kendimin peşindeyim. Kendimin, yani hakikatin. Hakikatimin.
Tüm güçlü ve zayıf taraflarımla kendimin.
Yoldaşsız bir yolda. Tek kişilik bir yolda. Herkes gibi. Yalnız.
Yürüyorsam düşe kalka, bil ki ısrarımdan.
Evet, kendimde ısrar ediyorum. Yolumda.
Israr etmek zorundayım.
O hâlde, sen ey küçük çocuk, gülme, çaresizim.
Yaralıyım.
Kendimle aramdaki mesafeyi kapatmak zorundayım.
Büyüklerim gibi.
Büyüklerin gibi.
Efendimiz gibi.
Ölmek zorundayım.
Bir an önce.
Ölmeden önce.

Duydukların, bir yanlış anlamanın sonucu.

Yanlış ve eksik bir anlayışın...

"Başkalarının günahıyla aziz olamazsın!" der Çehov.

Kendi re'yini kullanacaksın demek ki. Ve kendi rüyetine dayanacaksın.

Güvenme o halde başkalarının düşlerine. Kendi düşünle amel et.
Seni sana gösterebilecek bir düşle. Kimbilir, belki de bir tek düşle.

Duymadın mı, "önce mücahede, sonra müşahede" buyurur şeyh-i ekber.

Kavga etmedikçe kendini tanıyamazsın! Kendini karşına almadıkça...

Kendini, yani tüm dünyayı.

Tevbe edebileceğin günahların varsa, ne mutlu sana!
Kendisinden dönebileceğin, vazgeçebileceğin, 
yaptığına pişman olacağın günahların....
ama senin günahların... sana mahsus günahların...
Yapamayacağını zannettiklerin ama yaptıkların...
Tevbe etmek demek, ayağa kalkmak demek.
Her düşüşünde yeniden kalkmak.

Düşüşlerin yolda oluşunun alâmeti. Düşe kalka yürüyüşünün. İnsan oluşunun.

Düşmekten korkmamalısın. Korkacaksan, ayağa kalkamamaktan kork!

Düşersen, ayağa kalkmaktan kaçınma! 
Düş, ama her defasında yeniden kalk ve yola devam et!

Günahların da senin, tevbelerin de.

Düşüşlerinle kemâle ereceksin, ve günahlarından dönüşlerinle...

Noksanlarınla, eksiklerinle, yetersizliklerinle âlemin kemâline katkıda bulunacaksın.

Noksan olmasaydın, âlem noksan olurdu, senden, senin eksiklerinden, 
noksanlarından, yetersizliklerinden mahrum kalırdı.

Düşmeden kalkamazsın.
Günah işlemedikçe tevbe edemezsin.
Sözün özü, bağışlamadıkça bağışlanamazsın.

Musil'in şu sözünü hatırla:

 "Herkesin, yaptığı işlerde masum olduğu ikinci bir vatanı vardır."

Haklılaştırmadan, kendini temize çıkarmadan içinde rahat edemeyeceğin yapma(cık) adaları boşver de sen içinde yanmaktan gocunmayacağın öz vatanında ikamet etmeyi sürdür. Cehennenminde. Kendi ateşinde. Kendi günahların sebebiyle. Kendin için.

Masumiyet senin kârın değil.

Sen insansın.

Kimi zaman bir cîfeyi ellermiş gibi hissetsen de kendini, 
kendini kavrama çabasından aslâ vazgeçme!

Kendini bütünüyle kavramak zorundasın. Bütünüyle, yani bütün günahlarınla...

Seni, hakkını verdiğin takdirde kemâle erdirecek olan günahlarınla...

Hak ehline, "İşte insan!" dedirtecek günahlarınla...

Bil ki ben hakikatim ey talib!

İnsanım çünkü!

Dücane Cündioğlu - Ölümün Dört Rengi

Bağışlanmayı dilemek

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki: 

Bazen kalbime gaflet çöker; bir günde yüz defa istiğfar ederim. 
'Estağfirullah, Allah'ım, senden günahımı bağışlamanı diliyorum' derim.

Müslim, Zikir ve Dua

12 Ocak 2013 Cumartesi

Gönlünde ne varsa çıkarıp atabilecek misin?

Benimle olmak için gönlünde ne varsa çıkarıp atabilecek misin..?
Kalbine Allah aşkını yerleştirip, kan pompasından başka bir işe yaramayan kalbini, 
şeffaf bir nur odası haline getirebilecek misin..?
O küçücük odaya, 18 bin alemi yaratan Hakkı sığdırabilecek misin..?
Ondan gayri ne varsa oradan çıkartman gerekir..!
Bunu yapabilir misin..?
Beni ancak o vakit anlayabilirsin..!

Şems-i Tebrizi

10 Ocak 2013 Perşembe

Yed-i Beyza


Mustafa Demirci - Yed-i Beyza


Çıkararak göğsümden günahkar ellerimi
Bir yed-i beyza gibi sunacağım kapına

Efsunkar iklimine bir karanfil olacak
Boynu bükük çaresiz duracağım kapına

İmbiklerden geçirip sevdalı yüreğimi
Topal karınca gibi varacağım kapına

Zindan nedir sevgili sürgün hangi sürgündür
Boğazımdan zincirli gireceğim kapına

Yeter ki kabul buyur yeter ki affettim de
Paramparça bir yürek ereceğim kapına

Günahkar insan gibi kupkuru ağaç gibi
Alev alev tutuşup yanacağım kapına

İstediğim sensin ey sevdalarım sanadır
Uzaktayım yakınım döneceğim kapına

Bir yed-i beyza gibi günahkar ellerimi
Çıkararak göğsümden sunacağım kapına

9 Ocak 2013 Çarşamba

Adalet - zulüm nedir?

Adalet nedir? 
Ağaçlara su vermek.

Zulüm nedir? Dikeni sulamak. 

Adalet bir nimeti yerine koymaktır; 
her su çeken tohumu sulamak değil. 

Zulüm nedir? 
Bir şeyi yerinde kullanmamak, 
ait olmadığı yere koymaktır. 

Mevlânâ Celâleddin Rûmî

8 Ocak 2013 Salı

Seni terketmeyen

Seni, eksiğinle, kusurunla, günahınla, sevabınla, hakikaten sevenin; 
hata işledin, yanlış yaptın diye seni terketmeyenin sadece 
'ALLAH' olduğunu bilseydin, 
başkalarına kulluk etmekten vazgeçerdin.

Abdulkadir Geylâni Hz. (ks)

6 Ocak 2013 Pazar

Kalpleri Kur'an'la doldurun

Kalpler boş zarflardır, Kur’ân’la doldurun.

Abdullah b. Mes’ûd Hz.

Yalnız Bir'i iste...

Bir’i iste, Bir’i oku, Bir’i ara,
 Bir’i gör, Bir’i anla, Bir’i söyle.

Molla Câmi (Sûfi v. 1492)


Yalnız Bir’i iste; başkaları istenmeye değmiyor.
Biri çağır; başkaları imdada gelmiyor.
Biri talep et; başkaları lâyık değiller.
Biri gör; başkalar her vakit görünmüyorlar, zevâl perdesinde saklanıyorlar.
Biri bil; mârifetine yardım etmeyen başka bilmekler faydasızdır.
Biri söyle; Ona âit olmayan sözler, mâlâyânî sayılabilir.

Bediüzzaman Said Nursi rh.a. /17. Söz

Âhiret hayâtı

Fakat (siz) dünya hayâtını üstün tutarsınız!
Hâlbuki âhiret daha hayırlı ve daha devamlıdır!

A'lâ Sûresi; 16-17

Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya…

Son defa bakıyorum sana bulutlar, gökyüzü… elveda!
Kuşların çığlığı, s/ağırlığı dünyanın... elveda!
Acıyanlarım bana; (da) elleri böğründe kalanlarım... 
üzülmeyin; biter bir gün, acı yanlarım… 
Salkım saçak sancılarım… elveda!

Ey gel geç Leyla, ey dünya… 
Ey kör sevdalarım... elveda... 
Ey, çöllerin Serabı… 
Ey, yandıkça yandıran tuzlu suyu denizlerin... elveda...

Atamadığım çığlıklarım... 
Yollardaki izim... Dinmeyen sızım... 
Besteleri boynu bükük sazım... elveda...

Gün b/atımları, hey! Dayanamam bu sarı/solgun bu "olgun" ayrılığa...
Bu her akşamki kıyamete... Ah, ben ki sabahlardan geliyorum... 
Birdenbire bu vakitli elveda?

Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya…
Bak, avuçlarında tuttuğun zamanlar dağların ardına düştü... 
Titrek bir istasyona, çığlık bir v/edaya hazır mısın?

Ne zaman gelir bu giden bahar! Bu kış hangi ölümdür! 
Sonbahar yaprakları kaç veda mektubudur! 
Ömrümüz kaç elveda... 
Kaç sonbahar, kaç çığlık... 
Saydın mı aynalarda değişen yüzlerini...

Ellerini alıştır vedaya... Ve duaya…
Yol uzun... 
Her adım bir ayrılık... Kapı arkası gurbet ya...
Yaka paça götürüyorlar bizi...
Çocukluğumuzu, gençliğimizi...

Bilsen ki her an bir zelzele... Duysan ki ne velvele...
Sen iyisi mi ellerini alıştır vedaya...
Ve duaya... Her derde devaya...

Ali Hakkoymaz

Sevmek...

Bazen dayanmaktır sevmek;
hayat nereden vurursa vursun ayakta durabilmek…

Bazen yaşamaktır sevmek;
soluksuz ciğer gibi sevgisiz kalbin duracağını bilmek…

Bazen ağırdır sevmek;
sevdiğine layık olabilmek…

Ve bazen hayattır sevmek; 
birini çok uzaktayken bile, yüreğinde taşıyabilmek…

Özdemir Asaf

5 Ocak 2013 Cumartesi

İmtihan bâbında

Sev, yardımlaş, paylaş, selamlaş, dertleş; ama dayanma...
Dayanağın Hakk olsun, dostun da...
İşte o vakit, gelen de giden de bir olur.
Say ki sen bir kıyısın, gelip gidenler dalga...
Kimi okşar, kimi vurur, kimi değer geçer. 
Kimine mest olursun o dalgaların, kimine sinir...
Kimi zoruna gider, kimi hoşuna...
De ki! Rabbim, şu deryanın sahibi sensin! 
O halde bana, mahiyeti, şiddeti 
ve ziyareti ne şekilde olursa olsun, dalgalarını sevmeyi;
fakat her birinin ne de gelip geçici olduğunu unutmamayı nasip et!
Zira dalga bazen bir kişi, bazen bir olay olur da, imtihan bâbından geliverir...

Neslihan Nur Türk