31 Ekim 2012 Çarşamba

Kalp kırmaktan sakının

Kalp, Allah'ın komşusudur.
 Allah'a kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir…
 Sakınınız, sakınınız, kalp kırmaktan pek sakınınız!

 İmâm-ı Rabbânî

28 Ekim 2012 Pazar

Nerede olursanız olun...

Nerede olursanız olun, ne yaparsanız yapın,
Allahü teâlâ sizi görür.
Onun için, yasaklanan yerlerde değil, emredilen yerlerde bulunun.

Seyyid Ebü’l-Vefâ Hazretleri (rahmetullahi aleyh)

Bunca günahım var, hangisinin tövbesini yapayım?!


Dedim: Çok yalnızım. 
Dedin: … فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186. 

Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.
Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205. 

Dedim: Buda senin yardımını ister. 
Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22.

Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim.
Dedin: وَاسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ (Öyleyse) Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. Hud-90.

Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?
Dedin:أَلَمْ يَعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ ALLAH’ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH’ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? Tevbe-104.

Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı. Dedin: اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ (2) غَافِرِ الذَّنبِ وَقَابِلِ التَّوْبِِ ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. Ğafir-2/3.

Dedim: Bunca günahım var, hangisinin tövbesini yapayım?!
Dedin: إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا ALLAH bütün günahları bağışlayandır. Zümer-53.

Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın?
Dedin: وَ مَن يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ ALLAH’tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. Ali İmran-135.

Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH’ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum.
Dedin: إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever. Birden ‘İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var’ dedim. Sen de أَلَيْسَ اللَّهُ بِكَافٍ عَبْدَهُ ‘ALLAH kuluna yetmez mi?’ (Zümer-36) dedin.

Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?
Dedin: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا (41) وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا (42) هُوَ الَّذِي يُصَلِّي عَلَيْكُمْ وَمَلَائِكَتُهُ لِيُخْرِجَكُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَكَانَ بِالْمُؤْمِنِينَ رَحِيمًا Ey inananlar! ALLAH’ı çokça zikredin. Ve O’nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43.


24 Ekim 2012 Çarşamba

Gerçek İsmailleyin kurban olasım gelir!


Yılda bir kurban keserler halk–ı âlem ıyd içün
Ben senin sâat–be–sâat dem–be–dem kurbânınam
(Fuzuli)

Yoluna kurban olduğum!  Lebbeyk!..
Bir yakınlık ver bize; kurbanlara vâbeste yakınlıklar ver!
Suyu yakuta döndüren, kanları la’l eden aydınlıklar ver.

Kalplerimizdeki dehşeti sevinçlere döndürüp can cânâne teslim eden yalınlıklar ver.

Gürül gürül tekbirlerle yankılanan ordulara döndür gönderdiğimiz canları ve zafer muştularıyla doldur gönüllerimizi.

Çiçeğin rengini yeşerten bülbüllerin şarkısıyla ölçülür bir kurban sesi ve şiire döner niyetler, sonra telbiyeler musıkîye karışır.

Dönüp dönüp bakışından melal devşirilen kurbanların şefkatle sıvazlamışsak başını bir sevgili perçemi okşar gibi; ve bir avuç tuz vermişsek, bir tas da su; gurbeti kurbete yazdık, fırkati vuslata geçtik sayarız.

Kullukta şuurumuzu, ve imanda nurumuzu inayet kanatlı tazarrularla mavera semtine uğurlarız firaklarımızı özge çilesiyle.

Bir hâl ile bir kâl olur “(…) ve’nhar!

Kurban; yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üstüne en uzun sevinçleri akıtır kanıyla, ve ulu ırmaklara bedel ferahlıklar verir çölleşen ruhlarımıza.

Deli depremlerce sarsılırken bedenler, ipek avuçlarımızdan süzülüp mükerrem kulların münacatları yükselir, yükselir, veraların kapılarına dayanır.

Tebessümsüz salınan en ince dalın ucundaki en küçük sarı yaprakça titretir sonbahara tutulmuş gönüllerimizi kurbanlar ve bir şemsiye olur masıyetlerimize, geniş ve muhkem.

Bir kurban, bazen bir gecenin yuvarlanıp ahdini unutan neşidelerinde dökülen gül yapraklarına döndürür gözyaşlarımızı.

Bize çok yakın olana, çok uzaklardan bir yakınlık dileği için, kehribar gündüzlere sürme çekmek üzere bir sürmeli koyun can verir, şan bulur; ser verir, hüsn ü ân bulur.

Bir ölüm ki yaşamak isteyenlere kimya olur, bir can ki nereye gitse müheyya düşer.

Memâtı hayâta tahvil ile tezhiblenir kaderi kurbanın ve kader kurbanı bir millettir bu can pazarında nice evlat kurban eden.

Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal

Bir mahşer provasıdır kurban; mahrem hislerimizi bayram bayram dökerek gözlerimizden Arafat’a, Müzdelife’ye, Mina’ya; ve duyulur sesi Kâbe’den, dostlar meclisinden, doludizgin süveydalara ferman olarak:

Lebbeyk!..
Zemzemce çoğalan Lebbeyk!..

Bir İsmail bıçağı bir sabrı keser çocuk boynunda; sonra bir koça sürülür.
Bir İbrahim gelir, bir sevgi eser baba koynunda, âhir gökler ayağına serilir.
Bir yakınlık olur kurbanın adı, İsmail olur.

Bir kez daha kurban olur nefisler; ve bir kez daha ilhâma durur nefesler.
Sakıncalı türküler söyleyen çocuklar için akika olur, adak olur, evine döner nihayet iyi niyet.

Ve bir tebessüm olsun sunamadıklarımıza yılda bir pay biçilir sıcak hayattan, ocak tüter, sevinç olur.

Kurban olunacaklarımızı kuru kavgalara kurban etmeden…
Arenalarda “Kan!..Kan!..” çığlıklarıyla cinnete gitmeden…
Gelinlik kızlarımızı ve ercesine delikanlılarımızı satanist mabetlerde boğazlamadan…
Ve zilhiccemiz muharrem olmadan…
Sevgiyle ve şefkatle…
Geceyi kuşatan öfkeli yalnızlıkları sevinç bulvarlarında boğarak…
Ve helal kazançla
Bir kınalı koç, ya bir akıtmalı gülbahar…
Bu bizim kurbanımız…
İsmail olana sabır ve teslimiyet, İbrahim olana azim ve niyet…
Kurban bir yakınlıktır madem, 
Sen yakınlığını ver bize ey yakınlığına muhtaç olduğumuz…

İskender Pala


Kurban Bayrami'niz mübarek olsun...
Hz. Ismail'in teslimiyetine vâkif bir ruh hali ile, 
nice bayramlara ulasabilme duasiyla...

Ve on geceye and olsun (Fecr, 2)

“Fecre yemin olsun. On geceye yemin olsun. Hem tek‘e hem çifte yemin olsun. Gelip geçen geceye yemin olsun. Bütün bu anlatılanlarda, akıl sahipleri için bir yemin vardır.” (Fecr:1-5)

Mevlâ Celle Celalühu istediği şeye yemin eder. Dağa, aya, güneşe vb. Lâkin bizler böyle yemin edemeyiz. Biz üç türlü yemin edebiliriz; (Vav‘ı kasem ile, bâ‘yı kasem ile tâ-ı kasem ile) vallahi, billahi, tallahi şeklinde. Mevlâ Celle Celalühu burada önce “Fecr‘e” yemin etmiştir. Gece karanlığı çatlayıp sabahın beyazı zâhir olmasıdır. Şafak attı deriz ya… İşte o zaman insanları karanlıktan aydınlığa, kederden sevince götüren vakte… Cihan karanlıktan aydınlığa tebessüm ettiği en neşeli ân‘a, Mevlâ Celle Celalühu yemin etmiştir.
Denilmiştir ki; “Fecr”den murad, Kurban Bayramı’nın sabahıdır. Bu mâna da imamı Mücahid: “Fecr” lafzıyla özellikle Kurban Bayramı gününün şafak vakti murad edilmiştir, demiştir.
“Ve on gece yemin olsun.”
Buradaki on geceden murad Zilhicce Ayı’nın ilk on gecesidir. Yani Kurban Bayramı’ndan önceki on gecedir.
Mevla Teâlâ’nın on gün değilde on gece buyurmasının sebebi, günlerinin dokuz olmasındandır. Onuncu gün bayramdır. Geceler ise önce geldiğinden on gece tamam oluyor.
Tefsir Âlimleri; Araf Süresi 142. Ayette geçen, “Musa ile otuz gece (Bana ibadet etmesi için) sözleştik ve buna on gece daha kattık. Böylece Rabb‘inin tayin etitiği vakit kırk geceye tamamlandı.”
İşte bu ayetteki “on gün”e Alimler Zilhicce Ayı’nın ilk on günüdür demişlerdir. Mevlâ Celle Celalühu bu günlerde Musa Aleyhisselam ile kelâm etmiş, O‘nu düşmanlarından kurtarıp kendine yakın kılmış ve bu on günde O‘na on emri bildirmiştir, denilmektedir.
Hazreti Cabir Radiyallahü Anh’den rivayette Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem buyurdular ki:
-On gece Kurban Bayramı’ndan (evvelki) on gecedir.
Mevla Tealâ bu günlerin kıymetine faziletine binaen yemin etmiştir.
Cabir Radiyallahü Anh’den rivayet olunan diğer bir hadis-i şerif’te Rasûlullah Sallellahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
-”Allah Tealâ’nın yanında Zilhicce’nin ilk on günü kadar makbul ve fazîletli başka bir gün yoktur.” Sahabe-i Kiram Radiyallahü Anh sordular:
-Ya Rasûlellah! Onun benzeri bir gün, Allah Tealâ’nın yolunda cihadda da yok mudur? Buyurdular ki:
-”Onda da yoktur. Meğer ki malıyla ve canıyla Allah Tealâ’nın yolunda cihada çıkıyor, vuruyor, vuruşuyor ve onlardan hiçbir şeyle dönmüyor. Ancak bu hariç.
Hz. Aişe anamız şöyle anlatmıştır:
-Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem zamanında bir adam vardı. Çalgıyı severdi. Ancak Zilhicce Ayı’nın hilali göründüğünde, sabahına oruçlu olurdu. Durum, Rasûlüllah‘a anlatıldı. Adamı getirdiler. Peygamberimiz Sallellahü Aleyhi ve Sellem ona sordu:
-Bu günlerde oruç tutmana sebep nedir?” Şöyle dedi:
-Ya Rasûlellah! O günler Hac menasikinin yerine getirildiği ve Haccın yapıldığı günlerdir. Hûccac orada duâlar okurlar, istedim ki: Allah Celle Celalühu onların duasına beni de ortak eylesin.
Bunun üzerine Efendimiz Sallellahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular:
-Bu on günlerde tuttuğun oruçların her bir günü için yüz köle azâdı ve o kadar da deve kurban etmek sevabı alırsın. Ve ayrıca Allah Celle Celalühu yolunda üzerine binilip savaş edilen yüz at yetiştirmeye denktir. Terviye (Zilhiccenin sekizinci günü, arefe gününden bir gün evvel) günü bin köle azadı sevabı, bin deve sadaka etmek sevabı ve bin at sefere yollamış gibi sevap kazanırsın.
-Arefe günü olunca; senin için iki bin köle azadı sevabı, iki bin deve sadaka etmiş sevabı, ikibin de Allah Celle Celalühu yolunda üzerine binilip savaşa gidilen at bağışlama sevabı verilir.
Bütün bunların dışında Arefe gününün orucu, biri geçmiş biri de gelecek senenin olmak üzere, iki senenin orucuna denktir.
Şimdi bu günlere erişipte bu kazançlardan istifade etmemek akıl kârı mıdır?
Bu on günlerde yapılan ibadet kadar hiç bir günde yapılan ibadet Allah Celle Celalühu’na daha sevimli gelmez.
Said b. Cübeyr Rahimehüllah şöyle demiştir:
-“Bu on gecelerde lambalarınızı söndürmeyin.”
Hizmetçisine dahi uyanık kalmasını emrederdi. O gecelerde yapılacak ibadeti de ona hoşça anlatır, sevdirmeye çalışırdı.
Denilmiştir ki:
Bir kimse, bu on günleri değerlendirir ise, Mevlâ Tealâ o kişiye on ikramda bulunur. Şöyle ki:
- Ömrü uğurlu ve bereketli olur.
- Malında bereket olur, artar.
- Allah Celle Celalühu onun çoluk çocuğunu korur.
- Günahlarına kefaret olur.
- Yaptığı iyiliklere kat kat sevap alır.
- Ölüm halini kolay eder.
- Kabrindeki karanlık günlerine aydınlık verir.
- Mizanında iyilik tarafını ağır bastırır.
- Ahirette düşük hallerden, rezil ve zelil olmaktan kurtarır.
- Cennetteki derecelerini yükseltir.
Ebu Derda Radiyallahü Anh der ki:
“Zilhiccenin ilk günlerinde çok dua ediniz, çok istiğfar ediniz. Çokça sadaka veriniz. Çünkü ben Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem’den: “Zilhicce’nin ilk günün sevabından mahrum kalanlara yazıklar olsun”, dediğini işittim. Özellikle Zilhicce’nin dokuzuncu günü (yani arefe günü) oruç tutmayı ihmal etmeyiniz. Çükü bu günün orucunda hiç kimsenin sayamayacağı kadar çok hayır vardır.
Zilhicce Ayı’nın ilk on gününde Peygamberlere Yüce Allah Celle Celalühu’dan nice ikramlar gelmiştir. Bu mânada gelen bir çok haberler vardır.
İbni Abbas Radiyallahü Anh’ın rivayetine göre:
-Zilhicce Ayı’nın on günü içinde, Allah Celle Celalühu Adem Aleyhisselam’a tevbeyi nasib etti. O‘na tevbe, Arefe günü nasib oldu.
Arefe günü derken, bu bir tanedir. Kurban Bayramı’ndan bir önceki gündür. Lakin halkımız Ramazan Bayramı’ndan önceki güne de arefe demektedir ki o gün, kastolunan arefe günü değildir.
Yine bu on günlerde İbrahim Aleyhisselam Halil olmuştur. Ateş onu yakmamıştır. Kurban ettiği oğlu İsmail Aleyhisselam bu gün, bir kaç fidye karşılığında kesilmekten kurtulmuştur.
Kâbe-i Muazzama’yı İbrahim Aleyhisselam bu günlerde yapmaya başlamıştır.
Mevla Tealâ Kur’an’ı Kerim’de buyurdu:
“Ağacın altında seninle biat ettikleri zaman…” Burada geçen Rıdvan Biatı‘dır ki, bu dahi Zilhicce’nin on günleri içinde olmuştur.
Gelelim diğer ayetlere.
“Hem Teke, hem çifte yemin olsun”.
Tek lafzından Murad Allah Celle Celalühu’dur. Çift lafzından murad ise Allah Celle Celalühu’nun yarattığı mahlukattır. Adem ile Havva’dır, da demişlerdir.
“Gelip geçen geceye”.
Bundan murad ise Kurban Bayramı gecesidir. O gece Müzdelife gecesidir de denilmiştir.
Durum böyle olunca Mevla Celle Celalühu Kurban Bayramı gününe, on günlere, Adem Aleyhisselam ile Havva Validemiz’e de yemin etmiştir.
Bu arada kendi zatına Kurban Bayramı gecesinede yemin etmiştir. Bütün bu yeminlerden sonra da ne buyurmuştur.
“Bütün bu anlatınlarda, akıl sahipleri için bir yemin vardır”. Çünkü bunlar öyle olaylar, öyle şeylerdir ki, bir akıl sahibinin; bunlara önem vermemesi, bunların feyiz ve bereketinden, irşat edici özelliklerinden yararlanmaması, kuvvet almak istememesi ihtimali yoktur. Bu olaylardan, onların yaratıcısının; yaratan bir Rabbin var olduğu neticesini çıkarır.
Alıntı

23 Ekim 2012 Salı

Tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin

Tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin
Allah indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur.
Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!
[Taberani]

Tesbih: Sübhanallah,
Tahmid: Elhamdülillah,
Tehlil: Lâ ilâhe illallah,
Tekbir: Allahü ekber,
demektir.

22 Ekim 2012 Pazartesi

Terzisini seven ârif


Bir ârife sormuşlar: "Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?"

"Terzimi severim" diye cevap vermiş. Soruyu soranlar şaşırmışlar:

"Aman efendim, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken, terzi de kim oluyor? 
O da nereden çıktı?" demişler.

Ârif:
"Evet dostlarım, ben en çok terzimi severim. 
Çünkü ona her gittiğimde ölçümü yeniden alır. Diğerleri öyle değil. 
Bir kez hakkımda karar verdiler mi, 
ölünceye kadar bana hep aynı ölçü nazarıyla bakarlar."


Birlikte yürümek

İnsanları yola dökmek de, yoldan çıkarmak da kolaydır. Bunu herkes yapabilir.

Asıl kıymetli olan, sözünüze itimat edip arkanızdan gelenleri yarı yolda bırakmamaktır.

Sonuna kadar yürümek yürekliliğini gösterebilmektir. 
'Gaye, ulaşılamasa bile güzeldir, kutludur' diyebilmektir.

Unutmayalım ki, mevki ve makamlar geçici, hasarlar kalıcıdır.

İbrahim Tenekeci

20 Ekim 2012 Cumartesi

Uçurum çiçekleri

Uçurum çiçekleri sabrın belki de dünyadaki en güzel örneklerindendir.
Kendilerini alıp koklayacak bir el olmayacağını bilmelerine rağmen yine de 
onlar ümitlerini hiç yitirmeden uçurumda güzelliklerini sergileyerek 
kendilerini alıp koklayacak bir el beklemektedirler. 
Ancak onları ne okşayan olur ne koklayan. 
Buna rağmen beklemeleri sabrın en güzel örneklerindendir. 
Kişi ümidini yitirmeden Hakk’a tam bir teslimiyetle sabretmelidir.
Rivayete göre ariflerden birisinin cebinde küçük bir kağıt parçası bulunur 
ve ara sıra bu kağıdı çıkarır okurdu. 
Kağıtta:

“Rabbinin hükmüne sabret.
Muhakkak sen bizim gözlerimizin önündesin.
Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et.

(Tur 48) ayeti yazılı idi.

ALINTI

Aşk

Ve aşk kör kuyulardan çıktığında dahi affetmektir kardeşleri...
Züleyhavâri parmaklara bıçak vurduran bir güzelliğin ardındaki 
hakiki güzel Yâ Cemîl olan Allah’ı görebilmektir..
İsmail olup kesmeyen bıçağa yanarken,
İbrahim olup emre itaat etmektir en sevdiğini kurban etme pahasına..

Aşk hasrettir,
Hz. Hacer gibi bir çocukla Allah’a emanet yaşamaktır..
Aşk güvendir, Hz. İbrahim gibi en sevdiklerini Allah ısmarlamaktır..
Hayâdır aşk, Hz. Âdem gidi tam kırk yıl semaya bakamadan 
utanarak yaşamaktır Allah’tan..
Aşk sevmektir, her kötülüğüne rağmen herkese kapıyı açık tutmaktır,
Hz. Vahşi’yi “yahşi” görmektir aşk..

M. Ferhat Kurman

O’na sadece takvanız ulaşır


لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَىٰ

مِنْكُمْ ۚ كَذَٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَاكُمْ ۗ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ


Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvanız ulaşır.
Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız diye O,
bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi.
(Ey Muhammed!) Güzel davrananları müjdele!
Hac/37

Dünün en günahkarı, bugün en günahsız


Kuşlara dair...

‘hayat kısa, kuşlar uçuyor..’
Cemal Süreya

‘ağaç anlatabilir kendini yağmura,
hiç değilse fısıldayabilir-bunu biliyorum.
kuş nasıl tarif edecek; konsa yeryüzünde av,
uçsa bir ömür boynunda vebal.’
Birhan Keskin 

‘kuşlar uçarlar uçarlar, insanlar vardı sanır..’
Cahit Zarifoğlu

‘belki bütün kuşlar uçar, belki değil mutlaka..’
Turgut Uyar 

‘kuşlar boşluk boşluk uçtukça. bir şey hızla duruyor..’
Edip Cansever

‘kuşlar gelsin hafız;
onlara dair kötü hatıraları yoktur gökyüzünün
onlar intihar nedir, ihanet nedir bilmezler’
Bekir Erdoğan 

‘mevsimi aşka çağıran kuşların nerde senin..’
İsmet Özel 

‘yüreğinde ki yaralara kuş olayım
her şeyi düzeltip lütufkarca uçayım’
Özmen Yıldız

‘takınsam kanat manat, kuş muş olsam seğirtsem..’
N.Fazıl Kısakürek 

‘kuşlar peru’ya ölmek için uçar..’
İlhan Berk 

‘Bir çocuğun, kuş olduğunu düşünmeye hakkı vardır.
Tabii bu biraz tehlikelidir.
Özellikle arka balkonlarda manasızca oturmayı seviyorsa.’
Emrah Serbes

‘utanın; kuşlar uçuyor, uçaklar düşüyor..’
Özdemir Asaf

‘âh beni vursalar bir kuş yerine..’
Sezai Karakoç

‘ve sen kuş olup gidersin’
Tarık Tufan 

‘kuşlar mı ki, çok şey denildi şair dilinden..’
Ahmet Telli

‘dön bana ve dinle, kuşlar uçuşuyor içimde..’
Erdem Beyazıt

‘göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan. gel artık. ne olursun..’
Yavuz Bülent Bakiler

‘kuşlar ölürse yere düşerler,
yere düşerler ve onları hep zehra toplar..’
Âh Muhsin Ünlü

‘yüreğinden beyaz kuşlar uçardı yüreğime..’
Haydar Ergülen

‘bir yastık arıyorum kuş seslerinden..’
İbrahim Tenekeci

‘uçan kuşlar konsun senin göğüne..’
Murathan Mungan

‘konuk et, kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana..’
Yılmaz Odabaşı 

‘âh bu kuş, bu gidişle. uça uça gök bırakmayacak. öteki kuşlara..’
Cahit Koytak

‘kuşlar uçuyor, kervanlar geçiyor, bir iğne deliğinden..’
Âsaf Hâlet Çelebi

‘kuşlar geçiyor, derken; yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık..’
Orhan Veli Kanık

‘siz söyleyin garipliğimi kuşlar..’
Cahit Sıtkı Tarancı

‘kuşlar gibi yalnız, yapayalnızdım açıkta..’
Yahya Kemal Beyatlı 

‘hasretsiz bir kanat şakırtısına, mavi gökte kuşlar yine uçar mı?’
Ahmet Hamdi Tanpınar 

‘uçun kuşlar, uçun burda vefa yok..’
Rıza Tevfik Bölükbaşı 

‘sen gittin gideli kuşlar anlamaz görünür..’
Hilmi Yavuz

‘canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını..’
Cemal Süreya

‘kuşlar da kaderle uçar..’
Cahit Zarifoğlu 

‘kuş ölür, sen uçuşu hatırla..’ 
Füruğ Ferruhzad

“öyle güzelsin ki, kuş koysunlar yoluna”
Nilgün Marmara


18 Ekim 2012 Perşembe

Sana geldim boynu bükük


Ya Rabbi… 
Kapında bir mücrim biçare, boynu günahtan bükük, 
gönlü rahmetinden umutlu irfan deryandan zerre kadar ümit beklerken,  
kalbi pas tutmuş bir kıtmırin cızırtısı ile der ki:

Ey Gönülleri Terbiye Eden Rabbim! 
Var ettiğin bu can, aşkın ateşi ile harab olup cemalini özlerken, 
hılkiyetini bilmeden varlığınla var olmanın sevdasını ister..

Ey Elestü bi Rabbikum sualinin sahibi! 
Ezel bezminde bir arada bulundurduğun sevdiklerinden ayırma bizi bu fani alemde. 
Hüzn-ü aşkın şerbetini içmeyi nasib eyle bizlere de..

Masivadan, dünyadan, paradan, maldan, mekandan, zamandan, 
sıyrılsak da, kendimizden sıyrılmayı beceremedik, 
maskemiz içinde mahcub ve mücrim kapına durduk.

Şu beden ruhunda af dilemeye yüzümüz olsa, 
önce adını ömründe bir kez dahi diline alarak 
Rabbim diyen kullarını affetmeni taleb ederdik; 
lakin günah deryasını dolduracak kadar kir ile huzurunda blunmaktan 
kaçmayı tercih eder olduk, 
bize sevenlerin dualarıyla temizlenmeyi nasib eyle…

Kabule şayan hiçbir amelimiz olmadığını görerek,
rahmetinin büyüklüğünü hayal eden bir dil ile, aşkına kavuşmaya talib olduk. 
Aşkın ile yanan aşıklarla avut bizi. 
Aşk ateşinde kavrulup temizlenmeyi nasip eyle, 
mecazdan hicaza, hicazdan ilahi aşkına kabul buyur…

Zatının büyüklüğünü anlatmaya dimağı yetmeyen bu günahkara, 
kendi acziyet ve küçüklüğünü anlamayı da nasib eyle…

Âmin... Âmin... Âmin...

Kabe'yi yüreğine koymak

İki seçenek var: 
Ya Kabe'ye yüreğini koymak, ya Kabe'yi yüreğine koymak…

Sen ikincisini yap, yüreğin yürüyen Kabe olsun.
Nice hacca gidenler vardır ki Kabe ondan kaçar; 
nice gidemeyenler vardır ki Kabe ona koşar…

Veysel Karani Hazretleri

17 Ekim 2012 Çarşamba

Bir kimsenin evliya olduğu nasıl anlaşılır?

Evliya bütün kötü huylardan uzaktır. İyi huylarla süslenmiştir.
Kendisine zulmedeni affeder, darılana iyilik ve ihsanda bulunur.
Onda mal, mevki ve şöhret hırsı bulunmaz.
Övülmeyi sevmez. Yerilmekten korkmaz.
Tevazu sahibidir. 
Kendisini kimseden üstün görmez. Hiç kimseyi aşağılamaz.
İlim sahibidir, ihlasla amel eder.
Kimsenin zararını istemez.
Herkese merhamet eder, acır.
İnsanların saadeti için çalışır.
Sözünde durur. 
Emanete riayet eder. Kimseye hıyanet etmez.
Suizan, gıybet ve fitneden kaçar.
Haklı olsa da münakaşa etmez.
Belalara, sıkıntılara göğüs gerer.
Nimetlere şükreder.
Ehline danışarak iş yapar.
Günah işlemekten ve bilhassa imansız gitmekten çok korkar.
Çok istiğfar eder.
Kısacası evliya en iyi insan demektir.
Muhammed Salim hazretlerine, 
"Bir kimsenin evliya olduğu nasıl anlaşılır?" dediklerinde:
"Tatlı dili, güzel ahlakı, güler yüzü, cömertliği, münakaşa etmemesi,
Özürleri kabul etmesi ve herkese merhamet etmesi ile 
bir kimsenin veli olduğu anlaşılır" buyurdu.

16 Ekim 2012 Salı

Adım: Ayrılık

Düşerim ansızın titrek yapraklar gibi… Saçlarım birden sonbahar olur. Anlarım; veda titrek bir mevsim! Anlarım; aynalar değişen resim…

Sen her adımda bir çığlık gibi… Kavuşurken bile bakışın ayrılık gibi… Hani ilkbahar, hani çiçekler… hani "vuslat" ya… Kalbimin bir yeri ah, bin yeri kırık gibi…

Beni götür buralardan, bu uçurumlardan… Ağlarım; ağlasa bir çocuk bir köşede. Adım: "İnsan…" benim; adım: "Ayrılık…" adım: "An…" benim. Benim işte, benim; bütün yangınlarda yanan…

Hani şu çiçek ta ne zamandan… Hani titreyerek bana verdiğin… İşte bir kitabın arasında/n güler. Güler ve güler… Güler ve söyler; duyarsan!

Gözlerime bak; nice "dün/ler" var orda; eski… Kulaklarında yankısı pörsümüş zamanların… İstesen de istemesen de… düştün ya buralara! Şimdi aynalarda çocukluğunu, şimdi aynalarda gençliğini ara!

Hangi zamanları ördün; hayallerin nerde? Perde perde açılıp kapanan günlerden geliyorsun. Alnına yıllar düştü; yıllar ki ağır düş/tü!

Şimdi –daha bir- düştü düşecek kırılgan zamanların, ey titrek yolcusu; anların ah, anların… Sen ve veda kol kola mevsimler gibi taze… Doğduğundan bu güne sen böyle kaç cenaze!

Ali Hakkoymaz